Kürt Basın Tarihi---rojamedya grup çalışmasıdır.. konusunda Rojamedya araştırma grubu ( koma lêkolînerên rojamedya ) bolumu icinde, Seçkin Forum categorisinin bir kismi; Kürt Basın Tarihi Kürt basını, 22 Nisan’da 110. yaşgününü kutlamaya hazırlanıyor. 1898 yılında, Kahire’de Kürdistan ...
| |||||||
| Anasayfa | Konularım | Cevaplarım | İletişim-Reklam | Kayıt Ol | Video İzle | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
| | #1 | ||
| "kewok" ![]() | Kürt Basın Tarihi Kürt basını, 22 Nisan’da 110. yaşgününü kutlamaya hazırlanıyor. 1898 yılında, Kahire’de Kürdistan gazetesinin ilk çıktığı gün olan 22 Nisan, Kürt Gazeteciliği Günü olarak kutlanmaktadır. Burada amacımız, Kürt basın tarihini incelemek değil ama Kürt basın-yayıncılığının yüzyılı aşkın serüvenine ilişkin genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, Kürtlerin üç ana düşman bellediği “nezanî, xizanî û bindestî”; yani yoksulluk, bilgisizlik ve esarete karşı mücadelenin tarihidir diyebiliriz.Kürdistan gazetesinin ilk sayısında, gazetenin kurucusu Mikdat Mithat Bedirhan, gazetenin çıkış gerekçesini şöyle açıklıyor: “Kürtlerin durumuna çok acıyorum; Kürtler, birçok kavimden daha akıllı ve zekiler, mert ve inançlarında dürüst ve sağlamlar. Fakat yine de diğer kavimler gibi okumuş ve zengin değiller; dünyada ne oluyor, komşuları Moskova nasıl, ne yapacak, bilmiyorlar. Bu yüzden ben Allah yolunda bu gazeteyi yazdım. Allah’ın izni ile bundan sonra her 15 günde bir bu gazeteyi yazacağım.”O günden bu yana basın-yayın faaliyeti Kürtler için bir mücadele aracı, varoluşunu dünyaya haykırma aracı oldu. Kısacası basın-yayın organları, Kürtlerin temel aydınlama aracı işlevi gördü.Kürt basınının temel özelliği ise birlikte yaşadığı halklara ve egemen devletlere mesajını iletme ihtiyacından kaynaklı olarak çok dilli olması. Kürdistan gazetesi de üçüncü sayısından sonra iki dillidir. Bu sayıda ve sonraki birçok sayıda da Abdülhamid’e yazılmış, ondan gazetenin “Kürdistan”da dağıtılması için izin isteyen Mikdat Mithat Bedirhan’ın dilekçeleri yayınlanmış.1908 yılında Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte İstanbul’da birçok Kürt dergi ve gazetesi yayınlandı. Bunların başlıcaları; Kürt Teavün ve Terrakki Gazetesi (1908), Kurdistan (1908-1909), Rojî Kurd-Hetawî Kurd (1913), Jîn (1918), Kurdistan (1919) gibi gazete ve dergilerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte Kürtleri inkar politikası, buna karşı geliştirilen isyanlar ve bunların şiddetle bastırılması sürecinde, Kürt aydınları yurtdışına çıkmak zorunda kaldılar. Söz konusu Kürt aydınları, çalışmalarını Şam, Beyrut gibi merkezlerde yürütüp buralarda çeşitli gazete ve dergiler çıkardılar. Ayrıca Türkiye sınırları dışında kalan Kürtler ve İran Kürtlerinin Bağdat, Süleymaniye, Tahran, Mahabad gibi merkezlerde yürüttüğü basın-yayın faaliyetlerini de unutmamak gerekir. Fakat basın-yayın organları de yine Kürt direnişinin sesi olarak var oldular.Ben bu yazıda, ağırlıklı olarak Türkiye Kürtlerinin basın-yayın faaliyetlerine yer vereceğim; bu yüzden diğer parçalarda yürütülen basın-yayın faaliyetlerine fazla değinmeyeceğim. Türkiye Kürtlerinin ilk gazetesi Türkiye’deki Kürtler açısından Kürt basın-yayın tarihinde önemli bir yere sahip olan yayın organları, Şam’da ve Beyrut’ta ilk Kürt gazetesi Kürdistan’ı çıkaran Mikdat Mithad Bedirhan’ın yeğenleri Celadet Bedirhan ve Kamuran Bedirhan’ın çıkardığı Hawar, Ronahî ve Roja Nû dergileridir. Bu dergileri önemli kılan, onların Kürt diline yaptığı katkıdır. Özellikle 15 Mayıs 1932 tarihinde yayınlanmaya başlayan Hawar dergisinde, Kürtçeye uyarlanmamış latin alfabesi ilk defa kullanıldı. Derginin sahibi ve genel yayın yönetmeni Celadet Bedirhan, Kurmancî lehçesinin gramerinin temel özelliklerini ve Kürtçe imlanın temel kriterlerini gelişirtip bu dergide yayınladı. Bugün Kurmancî lehçesinde kullandığımız alfabe ve temel yazım ve gramer kulları, Hawar dergisinde ortaya konulmuştur.Türkiye’de ise 1940’lara kadar Kürt ayaklanmaları şiddetle bastırılmış; Kürtlerin varlığı, dili tamamen yasaklanmış olduğundan, Kürtler adına önemli bir basın faaliyeti de olamadı. Ancak 1940’lı yılların sonlarına doğru Musa Anter, Edip Karahan, Yaşar Kaya gibi şahsiyetler, Dicle Kaynağı (1949), Şark Mecmuası (1950), İleri Yurt (1958), Dicle-Fırat (1962), Deng (1963) gibi dergi ve gazeteler çıkarabildiler. Bu yayınlar da yoğun baskılara uğradı ve bunları çıkaran kişiler tutuklandılar. Bu yayınlara baktığımızda; Kürt dilinin çok sınırlı bir biçimde kullanıldığını, Kürdistan isminin yerini “Doğu”nun, Kürt isminin yerini de “Doğu” ya da “Doğulu” terimlerinin aldığını görüyoruz. 1970’li yıllar, Türkiye’deki genel demokratik mücadelenin gelişimine paralel olarak Kürtlerde de bir uyanış ve mücadele gelişti; bu da beraberinde birçok basın organının yayınlanmasını getirdi. Bu dönemde Türkiyeli sol gruplara paralel olarak Kürt gençleri arasında da Kürt sol grupları gelişerek örgütlendi. Bu örgütlenme ve gruplaşmalar da belli legal ve illegal yayınlar çevresinde oluştu. Birçok grubun, çıkardığı yayının ismi ile anılması ve tanınması tesadüf değildir. Kürt basını burada bir örgütlenme ve bilinçlendirme aracı işlevi gördü. 1970’lerin ikinci yarısı ile 1980 12 Eylül cuntasına kadar çeşitli grupların yayın organları var. Özgürlük Yolu (1975), Xebat (1976), Rizgari (1976), Roja Welat (1977), Kawa (1978), Ala Rizgari (1979), Serxwebûn (1980) bunların bazıları. Bu yayın organlarının temel özelliği, ağırlıklı olarak Türkçe veya iki dilli olmalarıdır. Bu dönemde tamamen Kürtçe çıkan tek yayın organı, Devrimci Demokrat Kültür Derneği’nin (DDKD) çıkardığı Tîrêj dergisidir. Bu dergi de sadece 4 sayı çıkabildi; son sayısı, cuntanın baskılarından kaçan dergi kadroları tarafından İsveç’te çıkarıldı. 1990’lı yıllara kadar Avrupa; özellikle de İsveç, önemli bir merkez oldu. İsveç’te yayınlanan yayınlar arasında en istikrarlı ve uzun ömürlü yayın organı Nûdem dergisidir. Diyebilirim ki Nûdem, İsveç ekolü içinde çıkardığı kitaplarla birlikte Kürt basın-yayın tarihinde çok önemli bir hizmet vermiştir. Bunun yanında Armanc, Kurdistan Press, Berbang gibi yayınları da bu ekol içinde sayabiliriz. Günlük gazete deneyimi Türkiye’de ise 1980 Eylül darbesinden sonra Kürt hareketinin yayın faaliyetleri, ya illegal ya da yurtdışında yürütüldü. 1980’li yılların ikinci yarısından sonra Kürt kimlikli yayın organları yeniden boy gösterdi. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’nin 1990’lı yılların başında bir halk hareketine dönüşmesi, aydınlanma faaliyetlerinin yoğunlaşmasını beraberinde getirdi. Kürt basın-yayın tarihinde Halk Gerçeği, Yeni Halk Gerçeği ve Yeni Ülke ile başlayan gelenek, önemli bir yere sahiptir. Bu gelenek, 1993 yılında Özgür Gündem ile birlikte günlük gazeteye evrilmiş, bugün de farklı isimler içinde varlığını sürdürmektedir. Bu gelenek, devletin en ağır baskılarına, birçok çalışanının karanlık güçler tarafından öldürülmesine rağmen bugün de yayınını sürdürmektedir.Bu süreçte ortaya çıkan diğer bir yayın organı ise 22 Şubat 1992 yılında yayın hayatına başlayan Welat gazetesidir. Bu tarihten 1994 yılına kadar 115 sayı yayınlandı. Daha sonra Welat Me ismiyle yayınını sürdürdü ve en son 1996 yılında, Azadiya Welat ismini alarak günlüğe evrildi. Welat geleneğinin devamı olan günlük Azadiya Welat gazetesi, mahkeme kararıyla 20 gün, yani yayını durduruluncaya kadar kesintisiz bir yayın akışına sahip oldu. Bugün de bu geleneğin devamı olarak, Dengê Welat gazetesi günlük olarak yayınını sürdürmektedir.Kürt basın-yayın tarihinde önemli bir yere sahip olan bir basın geleneği de Özgürlük Yolu ile başlayan gelenektir. Bugün de bu gelenek, Dema Nû ve Deng adıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Yine bu dönemde çıkan Rewşen, Jiyana Rewşen gibi yayınları da unutmamak gerekir. Bu yayınlar, Kürt edebiyatının gelişmesinde önemli bir işlev gördü. Bugün bu geleneği sürdüren bir yayın organı yok. Ancak W dergisi ve Tîroj dergisi gibi dergileri bu geleneğin sürdürücüleri olarak sayabiliriz. Bu edebiyat dergilerinin yanı sıra Zend, War ve Nûbihar gibi araştırma dergilerini de anmak gerekir. Kürt televizyonları Kürt yayıncılık tarihinde önemli bir dönemeç ise 1995 yılında Med TV ile başlayan, uydudan yayın yapan televizyon geleneğidir. Bugün uydudan yayın yapan 10’a yakın televizyon bulunmaktadır. Bu televizyonlar, Kürt aydınlanmasında önemli bir işleve sahiptirler. Bugün yine uydu üzerinden yayın yapan birçok radyo istasyonu da bulunmaktadır. Radyolar da Kürt yayıncılık tarihinde önemli bir yere sahiptir. Burada özellikle Erivan Radyosu’nu anmak gerekir. Ayrıca yerelde yayın yapan Gün TV ve Gün Radyo gibi yayınları da unutmamak gerekir. Kürt yayıncılığında yeni bir alansa, internet alanıdır. Bugün onlarca internet sitesinin yanı sıra internet üzerinden yayın yapan birçok radyo da bulunmaktadır.Genel hatlarıyla verdiğimiz bu tarihe baktığımızda; Kürt basın-yayın tarihinin, Kürtlerin mücadele tarihinden ayrı düşünülemeyeceğini görüyoruz. Kürtler, basın-yayın organlarını bir bilinçlerdirme ve örgütlenme aracı olarak kullanmışlar. Bu yüzden mücadele tarihinden bağımsız bir basın-yayın tarihinden bahsedemiyoruz. Kürtlerin üç temel düşman belledikleri; “xizanî, nezanî û bindestî”ye karşı yürüttükleri mücadelenin aracı olarak, Kürt basın-yayın organları bugün de bütün hedef göstermelere, yasaklamalara ve saldırılara karşın varlığını sürdürmektedir. Sami TAN... ![]() KÜRDİSTAN GAZETESİ Kürdistan gazetesi, çıkarıldığı ilk zamanlarda 15 günde bir çıkarılması planlanır ama daha sonra karşılaşılan zorluklar nedeniyle ayda bir çıkarılır. Bu gazete çıkarılan ilk sayısında amacını, "Kürtleri uyandırmak, sanata ve gelişmeye özendirmek" şeklinde belirtmektedir. Kürdistan gazetesi, ilk üç sayısını tamamen Kürtçe olarak yayınlar. Çünkü bu gazete; Kürtleri sahiplenir ve bu halkı geliştirmeyi amaçladığı için de yazılarını da, (kendi halkına ancak kendi diliyle en iyi eğitimin verileceği düşünülerek) Kürtçe yazmışlardır. Kürdistan gazetesi, daha sonraları yasaklanmış olduğu halde gizli yollardan Kürdistan'a girer. Bu gazete Kürdistan'a ulaşmasının yanı sıra, Şam-Adana yörelerinde ve Avrupa'da da dağıtılır. Osmanlı yönetimi, gazetenin dağıtılmasına karşı sert tedbirler alır. Bu gazeteyi satın alanlara dahi, sert cezalar uygulamaya başlar. Osmanlı padişahı Abdülhamit, yapılan bu faaliyetlere bir son vermek için Mithat Bey'in Mısır'dan çıkarılmasını ister. Fakat buna aldıran olmaz ve bu gazete yayınlanmaya devam eder. Kürdistan gazetesi ayrıca Kürt tarihini de ele alır. Kürt halkına seslenilerek eğitime önem verilmesi istenir. Aydınlanma ve bilginin önemi yinelenir. İlk sayısında Müslüman olan bir çok halkın okul ve gazetelerinin varolduğuna, ama Kürtlerin ise her zaman ki gibi yine bu haklardan yoksun olduğuna şu şekilde değinilir: "Heyfa min têt ji Kurda re, Kurd ji gelek qewma zêdetir xweyhiş û zeka ne, camêr in, di dînên xwe de rast û qewî ne, xurt in û dîsa wekî qewmên din, ne xwendine, ne dewlemend in…" Gazetenin 3. sayısında, Sultan Abdulhamid'e Mithat bey'in yazdığı Osmanlıca dilekçe vardır. Padişahtan, Kürtlerin geriliğini giderecek olan bu gazeteye engel olunmaması için bir ferman verilmesini ister. Fakat olumlu bir karşılık alamaz. 6. sayı Cenevre'de çıkarılmaya başlanır. Bedirxan Bey'in diğer oğlu Abdurrahman Bey tarafından çıkarılır. Yayın merkezi Avrupa'ya geçtikten sonra sık sık yer değiştirerek, Londra, Folkston, ve yeniden Kahire'ye geçer.Merkezi Cenevre'ye taşındıktan sonra içeriği daha bir radikalleşen gazete, Kürdistan halkına şöyle sesleniyordu: "Kürdistan sizindir, Kürdistan Kürtlerindir. Sultan ve rüşvetçi memurların karşısına çıkın" denilerek, Kürt halkını kendilerine yapılan baskıları kabul etmemeye davet etmişler. Kürdistan gazetesi, Bedirxan ailesi tarafından yayınlanan ilk Kürt gazetesidir. İstanbul'a geldikten sonra Bedirxan ailesinin fertleri birer Kürt aydını olmuşlardır. Yaptıkları faaliyetlerle de bu konumlarının birer gereği şeklindeydi. Kürt milletini değiştirip-dönüştürme yolunda ki ilk temeli onlar atmışlardı. Kürt halkı henüz bu aşamada olmadığından bu yeni yeni oluşturuluyordu. Bu yüzden Kürdistan gazetesi bir başlangıç dönemi eseridir. KÜRT TEAVUN VE TERAKKİ GAZETESİ 1908'de, 2. Meşrutiyet'in ilanından sonra, Osmanlı imparatorluğunun sosyal ve siyasal yaşamında büyük bir değişim ve hareketlilik başlar. Bu durumdan istifade eden Kürtlerde, harekete geçer ve 5 Aralık 1908'de Kürt Teavun ve Terraki gazetesi yayınlanır. Gazetenin sorumlu müdürü, ünlü Kürt şairi Pîrêmerd yani gerçek adıyla Süleymaniyeli Tevfik Bey'di. Bu gazete aynı adı taşıyan Kürt Teavun ve Terraki Cemiyeti'nin yayın organıydı. Kürt Teavun ve Terraki gazetesi aynı zamanda bir dergi biçimindeydi de. Bu gazetenin isminin anlamı "Kürt yardımlaşma ve ilerleme gazetesi" idi. Gazetenin sorumlu müdürü Pîrêmerd, Süleymaniye'de gazeteciliği ve matbaacılığı ile tanınırdı. Kendisi medrese eğitimi görmüş ve çeşitli memurluklarda bulunmuştu. 1899'da Sultan'ın fermanıyla İstanbul'da Meclis-i Ali üyesi olmuştu. Yazım hayatında ise şiirin yanı sıra Kürtçe hikaye ve Tiyatro eserleri de yazmaktaydı. Bu gazetenin başyazarı ise Amed'li Ahmet Cemil Bey'di. Miri Katibizade Ahmet Cemil adıyla da tanınıyordu. Ahmed Cemil, bu gazetede yazdıklarının yanı sıra, ileri ki dönemlerde, Ekrem Cemil Paşa ve arkadaşlarının 1918'de Amed'de yayınladıkları Gazî(Çağrı) gazetesinde yazılar yazmıştı.Bu gazete haftada bir yayınlanıyordu ve en az 9 sayı çıkardığı söylenir. Gazetede Kurmanci lehçesinin yanı sıra ilk kez bir gazetede Sorani lehçesi ile yazılar yazılıyor ve yayınlanıyordu. Gazete yasak olmadığından İstanbul ve diğer bölgelerde kolayca yayılabiliyordu. Bu nedenle de bu gazete, Kürtler açısından önemlidir. Jîyan: 1926'dan 1936'ya kadar Süleymaniye'de yayınlanır. Pîrêmerd'e 1934'te imtiyaz hakkı tanınır. 553 sayı çıktıktan sonra 10 Mart 1938'de resmi makamlarca kapatılır. Jîn(İstanbul'da yayınlanan Jîn değil): Jîyan'ın kapatılmasından sonra 22 Aralık 1939'dan itibaren Pîrêmerd, sayılarının devamı biçiminde Jîn'i 15 Haziran 1950'ye kadar çıkardı. Onun ölümünden sonra Jîn'in yayını, 1700 küsür çıktıktan sonra 1963'te kapandı. Gelawej: Bağdat'ta yayınlanan Kürt dergisi 1941'den 1950'li yıllara kadar yayınlanmış. Pîrêmerd burda yazılar yazmıştır. Pîrêmerd daha bir çok Kürtçe, Arapça, Türkçe ve Farsça yayın yapan gazetelerde yazılar yazmıştır.1950 yılında ölen Pîrêmerd, ölmeden önce şunları söylemiştir: "Bu kez öleceğim. Ölümden korkmuyorum. İyi bir yaşam ve uzun bir ömür geçirdim. Hayli şehir ve ülkeyi gezdim. Büyükler ve padişahlar gördüm. Acılardan çok tattım. Yarı okumuş birisi olarak Süleymaniye'den ayrıldım ve yüksek öğrenim gördüm. İnancım uğruna hapis ve zindan da çok yatmış olmaktan onur duyuyorum. ROJÎ KURD Rojî Kurd dergisi de 6 Haziran 1913 yılında Hewî cemiyeti tarafından yayınlandı. Rojî Kurd, ittihat ve Terraki milliyetçi Şoven anlayışını eleştirerek bunu Kürtler arasında tepki oluşturacak şekilde yaymaya çalışır. Derginin en önemli yazarı Abdullah Cevdet'ti. Rojî Kurd'te çıkan bir yazısında Abdullah Cevdet şunları belirtmiştir: "Rojî Kurd mecmuasını yazı masamda gören bir muhterem ve muazzam dostum birden bire "nedir bu mecmua?" dedi. Ben Kürdolojiya organı dedim. Arkadaşım mecmuayı açtı. Gözü Kürtçe bir makaleye tesadüf edince "madem ki Türkçe değil Kürtçedir tefrika gazetesi demektir" diyerek masanın üzerine bıraktı. Bu bir hadisedir ki bence dikkat edilmeye çok layıktır. Bu sahte felsefenin havasımızı dahi daire-i nüfusumuza almış olmasına pek yanarım." Hükümet tarafından zararlı görüldüğünden, yöneticileri derginin yayınına ara vermek zorunda kalır. Böylece ' Rojî Kürt' adında yalnızca 4 sayı yayınladıktan sonra 'Hetawî Kürt' dergisi olarak adı değişti.Hetawî Kurd Dergisi: Müküslü Hamza yönetiminde çıkarılmıştır. Hetaw, güneş demektir. Isı ve ışık veren cisim 5 Ekim 1913 tarihinde çıkarılır. İçerik olarak sosyal ve kültürel ihtiyaç duyulan hususlar ele alındı ve değişik görüşler sunuldu. Doktor Abdullah Cevdet ve Mevlana zade Rıfat yazılar yazmışlardır.1914'te seferberlik ilanına kadar Hetawî Kürt yayınına devam eder. Harp ilanıyla Hewî mensubu aydınlar ve gençler askere alınır. Böylece gazete yayına ara verir. Hetawî Kürt Kürtlerin toplumsal-ulusal tarihi bilincinin gelişmesi açısından önemli bir katkı sayılmaktadır. Hewî cemiyeti'nin gelişmesi açısından önemli bir katlı sayılmaktadır. Hewî cemiyetinin yayınladığı Roja Nu ve Hetawî Kürd, cemiyet için bir ümit meselesi olmuştur. JÎN DERGİSİ 1. Dünya Savaşı'nın bitmesiyle birlikte, dünya yeni bir döneme girmiştir. Bir yandan işçilerin devrimi öte yandan Rusya'da kurulan devlet... Bu gibi olayların sonucunda ulusal kurtuluş uyanışları hızlandı. Barış hareketli toplumsal önderlikler yeni bir konum aldı. 1. Dünya Savaşında Kürtlerin insan ve maddi kayıpları büyüktü, ama düşünce ve arayış olarak eskiye oranla yeni ve daha ileri noktaya gelmişlerdi. Her geçen gün yeni örgüt, gazete ve kitaplara kavuşuyorlardı.İşte Jîn dergisi böyle bir ortamda, Kürdistan Teali Cemiyeti'nin yayın organı olarak yayınlanmaya başlandı. Jîn dergisi 1918 yılının sonbaharında çıkar. Jîn "yaşam" demektir. HAWAR DERGİSİ Bu dergi 1. ve 2. Dünya savaşı sırasında Kürt aydınlarının bir bölümünün dahi olsa görüşlerini yansıtması nedeniyle Kaynak: Bydigi Forum önemli bir yere sahiptir. "Hawar" dergisi 15 Mayıs 1932'de yayına girdi. Yayına girdikten sonra düzenli olmayan aralıklarla Kürtçe ve Fransızca yayınlardı. 15 Ağustos 1943 yılına kadar 57 sayı yayınlandı. Fransa yönetiminde ki Suriye'nin Şam şehrinde Celadet ve Kamuran Bedirxan kardeşler yönetiminde yayınlandı.Hawar dergisi ulaşabildiği Türkiye ve Irak Kürtlerini de etkiledi. Ne var ki o dönemde hem okuma-yazama oranı azdı hem de iletişim ve teknoloji yetersiz seviyedeydi.Yazarları arasında Celadet ve Kamuran Bedirxan, Kadri Cemal Paşa, Nureddin Zaza, Hasan Hişyar gibi aydınlar vardı. Hawar dergisi, 300 yıl önce yaşayan Kürt şairi Ahmedê Xanî'nin etkisinde yayın yapmıştır.Hawar da ünlü Kürt şairi Meleyê Cizirî'ye ilişkin şiirlerine özellikle yer veriyor.Hawar dergisi yazarları onu Kürtçe yazmayı öneren görüşlerine değer verdiler. Dergide de genellikle milliyetçi toplumsal değişimi isteyen yazılar yazılır. Celadet Bedirxan Hawar'da, “Çi yekbûna Kurdan jî bi yekîtiya zimanê Kurdî çêdibe. Yekîtiya zimanî jî bi yekitîya herfan dest pê dike." Kürtlerin birliği de Kürt dilinin birliği ile olur. Dilin birliği de alfabenin birliği ile başlar.Hawar dergisinin, tümü Türkçe olan 1. sayısının girişinde şöyle denir: "Hawar bilginin sesidir. Bilim ve bilgi kendini tanımadır. Kendini bilme ve bilinçte iyiliğin ve kurtuluşun yolunu açar. Kendini bilen ve bilinçlenen herkes kendini tanıtabilir ve anlatabilir. Bizim Hawar'ımız her şeyden önce dilimizin varlığını tanıtacaktır. Çünkü dil, var olmanın ilk koşuludur." RONAHÎ DERGİSİ Celadet Bedirxan Bey, Nisan 1942 tarihinde Ronahî dergisini çıkardı. Celadet Bedirxan Bey Kürt dili uzmanıydı. Kürtçe Latin alfabesinden yararlanarak bir alfabe yaptı.Nevar ki Irak Kürtleri o dönemde Latin alfabesinden uyarlı bir alfabeye yakınlık duymadı. Halk , Arap harfleriyle okuyup yazma eğilimi gösterdi. Hawar'dan Kürtçe'nin nasıl durulaşabileceği, nasıl yakınlaşabileceğini ve nasıl getirileceği tartışıldı. Dergi 2. Dünya savaşında Fransız ve İngiliz askeri başarılarına geniş yer verdi. Demokratik eylemler öne çıkarıldı. Ve Nazizme karşı tavır alındı. Ronahî'nin son sayısı 1945'te çıktı ve ardından dergi bilinmeyen bir sebeple kapatıldı. ROJA NÛ GAZETESİ Celadet Bedirxan Bey gibi kardeşi Kamuran Ali Bey de, basın alanında aktif bir şekilde çalışı-yordu. 1943-46 yılında, Beyrut'ta Roja Nû gazetesi yayınlanır. Bu gazetenin sahibi ve sorumlu müdürü Kamuran Ali Bedirxan'dır. Bu haftalık siyasi gazete de 73 sayı çıktı. Her hafta yayınlanmamıştır. Bazen 15 günde bir, bazen de iki tane birlikte yayınlanır. Bazı sayıları Kürtçe-Fransızca, biri de Fransızcadır. Gazetede Kürt folkloru ve edebiyatına da yer verilir. 2. Dünya savaşı sonrasında Demokrasi cephesi denilen İngiltere, Fransa, Sovyet Birliği devletlerinden yana tavır alır. Savaşa ABD de katılınca, Amerikan toplumuna ilişkin yazılar yazılır. O dönemde Kürdistan'da Bedirxan, ayrıca "stêrk" gazetesini çıkarır. Roja Nû da stêrk övücü şekilde tanıtılıyor. Kamuran Bedirxan'ın Upsala'da Jîna Nû ve kendi gazetesi olan Roja Nû da eserleri yayınlandı.Roja Nû'da, Celadet Bedirxan, Osman Sabri, Hasan Hişyar, Kadri Can, Reşid Kürd yazılar yazarlar. (Şeyma YILDIZ) Yakın geçmişte yayın yapmış /yapan/bazı kürtçe basın-yayın ürünleri; Azadiya welat ![]() jiyana rewşen ![]() Rewşen name ![]() hêviya jinê ![]() nûbihar ![]() Tîroj ![]() vate ![]() W ![]() Pîne ![]() ![]() Tûrik ![]() Ölöümlerle dolu bir gelenek;ÖZGÜR BASIN GELENEĞİ Özgür Ülke bombalandı ![]() Tansu Çiller'in, Özgür Ülke'yi bombalatan 'GİZLİ'belgesi! ![]() Küllerinden doğan bir gazete: ÖZGÜR ÜLKE Özgür Ülke gazetesi, bundan 13 yıl önce bombalandı. 1990’lı yıllarda ‘gizli ibareli’ belgelerle hedef haline getirilen gazeteler, bugün devlet yetkililerinin açıklamalarıyla, kapatma cezalarıyla susturulmaya çalışılıyor. 5 Aralık 1994 sabahı özgür basın geleneğinin en büyük temsilcilerinden biri olan Özgür Ülke Gazetesi, ‘Bu ateş sizi de yakar!’ manşetiyle çıkmıştı. 3 Aralık’ı 4 Aralık’a bağlayan gece gazetenin binası saat 3.10 civarında bombalandı. Gazete dağıtımcısı Ersin Yıldız hayatını kaybederken, 23 gazete çalışanı yaralanmıştı. Belki kimler tarafından bombalandığı ilk günlerde biliniyordu ama bombalamadan 15 gün sonra ortaya çıkan ‘Gizli’ ibareli belge, artık her şeyi anlatmaya yetiyordu; “Bu gazeteyi bertaraf edin!” Yaşanan olayın en dikkat çekici boyutu ise bombalamanın faillerini devletin güvenlik güçleri değil, bombalanan gazetenin kendisi ortaya çıkarmıştı. ‘Bertaraf edin’ talimatının yer aldığı belgenin altında dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in imzası vardı. 17 yıllık ‘özgür basın’ geleneği tarihine 20 gazete, 40’a yakın şehit, merkezin ve bürolarının bombalanmasını sığdırdı. Bayrağı bugün devralan ardılları ise, son 8 ay içinde 11 kez kapatma cezası aldı. Özgür basın geleneği 17 yıllık tarihi boyunca toplatmalar, kapatmalar, tutuklanan çalışanlar, öldürülen dağıtımcılarına rağmen yayın yapma iddiasından ve yayın politikasından hiç vazgeçmedi. Bu gelenek, yayın tarihi boyunca 20 farklı isimle gazete çıkartmak zorunda kaldı. Ersin Yıldız hayatını kaybetti 1994-1995 yılları arasında yayın yapan, baskı ve sansür politikasını en ağır biçimde yaşayan gazetelerden biri Özgür Ülke Gazetesi oldu. 3 Aralık’ı 4 Aralık’a bağlayan gece Özgür Ülke İstanbul Kadırga’da bulunan teknik binası, Cağaloğlu’nda bulunan merkez bürosu ve Ankara bürosu aynı anda bombalı saldırıya uğradı. Gazetenin ulaştırma görevlisi Ersin Yıldız’ın hayatını kaybettiği ve onlarca çalışanın yaralandığı bombalama ardından çıkan ilk Özgür Ülke Gazetesi, ‘Bu ateş sizi de yakar!’ manşeti ile olanları şöyle anlatıyordu: “Devletin en yetkili ağızları tarafından hedef gösterilen ve kapatılmak için çare aranan gazetemiz Çarşamba günü toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun en önemli gündem maddeleri arasında yer almıştı. Gazetemizi susturma kararının alındığı toplantıda konuşulanlar, gazetemizin ismi anılmadan basına yansımıştı. MGK’nin gazetemize ilişkin son kararının ne olduğu üç gün sonra ortaya çıktı ve Özgür Ülke bombalandı.” ‘Tansiyonum düştü sanmıştım’ Özgür Ülke Gazetesi bombalandığı gece içerde bulunan ve bir yıl boyunca suratında cam kırıkları ile yaşamak zorunda kalan gazete çalışanı Alişan Önlü, bombalanma anında yaşananları şöyle anlatıyor: “İki vardiya halinde çalışıyorduk. Birimiz sabah birimiz akşam. Olay günü normal mesaimize başlamıştık. Yayın katında olanlar gitmişti. O zaman çalışanların çoğu üst kattaki yatakhanede kalıyordu. Biz saldırı bekliyorduk ama bu tarzda değil. El bombası, molotofkokteyli gibi basit şeyler düşünüyorduk ve özellikle Musa Anter’in arkadaşı Apê Kemal ile bunu konuşuyorduk. Ben danışma masasına oturmuştum. Yanımda Apê Kemal ve onun yanında Yıldız arkadaş vardı. Onun yanında şehit düşen Ersin arkadaş vardı. Baskı bitmiş, matbaadan gelmişti. Ersin ile Yıldız yan yana oturmuş bulmaca çözüyorlardı. Dışarıdan zile bastılar. Ben kapıyı açmak için otomatiğe bastığımda artık olan oldu. İlk olarak tansiyonum düştü sandım. Uyandığımda her tarafın yıkılmakta olduğunu gördüm. Araba parçaları daha havada uçuşuyordu. O sırada Apê Kemal bağırıyordu; ‘dışarı çıkın bombalandık’ diye.” Yaralılar gözaltına alındı Bombalamanın hemen ardından hastaneye kaldırılan yaralıların tam teşekküllü bir hastaneye gitmesinin engellendiğini anlatan Önlü, hastaneye kaldırılışını şöyle anlatıyor: “Dışarı çıktık, önümüzde polisler vardı. Ben tam hatırlamıyorum, Apê Kemal anlattı; ekip otosu orada hazırdı ve bizi direkt polis arabasına bindirdiler. Biz Ersin’in de olduğunu, onu da alacağımızı söyledik. Polislerden biri, ‘en yakın hastane Çapa ve Cerrahpaşa en donanımlı onlar oraya götürelim’ dedi. Diğeri kabul etmedi, ‘Samatya’ya gidelim, orada hazırlık yapmışlar’ dedi. Neden tam teşekküllü hastaneye gitmedik de oraya gittik anlayamadık. Ersin arkadaş aşırı kan kaybından şehit düştü. Başka bir yere götürülse kurtarılabilirdi.” Bombalama gecesi hastaneye kaldırılan yaralılar ilk tedavilerinin ardından polisler tarafından gözaltına alındı. Bombaya aydın barikatı Özgür Ülke Gazetesi’ne yapılan bombalı saldırının ardından Özgür Ülke Gazetesi’ne destek yağıyordu. Gazetenin bombalamada kullanılamaz hale gelen ve şu anda AKP Eminönü İlçe Örgütü olarak kullanılan binasının önü günlerce Özgür Ülke dostlarının akınına uğradı. Özgür Ülke gazetesine yönelik gerçekleşen saldırıya karşı en güçlü tepkiyi aydınlar vermişti. ‘Türkiye hukukunu kaybediyor’ Gazetenin engellenmesinin ardından gazeteye yönelik baskıları Ahmet Altan, Özgür Ülke Gazetesi’ne yazdığı yazıda şöyle değerlendiriyordu: “Özgür Ülke bugün aykırı düşünceleri savunuyor. Eğer bu ülkede aykırı düşünceler bombalanırsa, hukuk ortadan kalkar. Hukuk ortadan kalkarsa, devlet ortadan kalkar. Bu durumda o devleti yönetenlerin de, o devlette yaşayanlarında güvenceleri kalmaz. Her düşünceye hukuk güvencesi vermek zorundasınız. Türkiye bu güvenceyi bugün kaybediyor. Türkiye hukukunu kaybediyor. Bu, bundan sonra bu ülkede güvenlik içinde yaşanamayacağımızı gösteriyor.” ‘Gizli’ ibareli belge: Bertaraf edin! Gazetenin bombalanmasından 3 gün önce MGK toplantısında ‘bölücü yayınların susturulması’ denilerek, hedef gösterilen Özgür Ülke Gazetesi, bombalanmanın üzerinden 15 gün geçmeden dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in imzasının bulunduğu ‘Gizli’ ibareli belgeyi yayınladı. Belge direk Özgür Ülke Gazetesi’nin ismi verilerek “Bölücü ve yıkıcı faaliyetlere destek verecek şekilde yayın yapan yayın organlarının faaliyetleri son günlerde devletin bekası ve manevi değerlerine açıkça saldırı şeklini almıştır. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik bu önemli tehdidin bertaraf edilmesi maksadıyla Adalet Bakanlığı’nca bu kadar suç duyurusu olmasına rağmen hukuken etkili bir şey yapılamamasının nedenlerinin belirlenerek, giderici önlemlerin alınmasına” denilerek, emir yayınlanmıştı. Belge, bombalanmadan 3 gün önce kaleme alınmıştı. Dönemin Hükmet Sözcüsü Yıldırım Aktuna, ‘bertaraf edin’ emrini doğal emir olarak karşılarken, bombalama olayı için, ‘Türkiye’yi zor durumda bırakmak için kendi kendilerini bombaladıklarını düşünüyoruz” yorumunu yapmıştı. ‘Gizli’ ibareli belgeden ‘aleni’ hedef göstermeye Özgür basın geleneğinde yayın yapan gazeteler her dönemde hedef gösterildi. Bu zaman zaman ‘gizli’ ibareli belgelerle, zaman zaman devlet yetkililerinin direk hedef gösterici açıklamalarıyla gerçekleşti. Tansu Çiller döneminde ‘bertaraf edin’ açıklamasıyla bombalanan gazeteler, bugün Genelkurmay Başkanı’nın söylemleri üzerine defalarca kapatma cezasıyla karşı karşıya kalıyor. Ülkede Özgür Gündem Gazetesi Büyükanıt’ın ‘PKK’nin dergileri ve günlük gazeteleri yayınlanıyor. Bunlara müsaade edilmemesi gerek’ açıklamasından hemen sonra 16 Kasım’da 15 gün süreyle kapatıldı. Gündem Gazetesi ise, Genelkurmay’ın andıç olayı örneklemesinde hedef gösterildi. Büyükanıt, “TSK’da akreditasyon vardır, doğrudur. Türkiye’de bir PKK gazetesi yayınlanıyor, Gündem. Onun elemanı bu sıralarda sizinle beraber oturmasını ister misiniz?” sözlerini sarfetmişti. Gündem Gazetesi ve bu süre içerisinde benzer çizgide yayın yapan gazeteler, açıklamanın ardından tam 11 kez kapatma cezası aldı. Kürt basın tarihi acılarla dolu Kürt basınının yüzyıllık bir geleneği olduğunu ve 1992’den sonra günlük gazete formatı ile yepyeni bir çığır açtığını belirten yayını durdurulan Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yüksel Genç, günlük gazete ısrarıyla birlikte Türkiye’de Kürt gazeteciliğinin ne denli zorlu olduğunun, ne denli kavgalı olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Özgür basın geleneği gazetelerinin ilk günden bu yana sürekli militarist güçlerin direk hedefi olduğunu hatırlatan Genç, “Kürtlerin muhalif günlük gazeteciliğinden, Kürtlerin düşüncelerinden öyle korktular ki sınır tanınmadık şeyler yaşanmaya başlandı. Kürt tarihi herkesin çok iyi bildiği kanlı bir tarihten geliyor. Kürt basın yayın tarihi özellikle son 17 yılına fazlasıyla acı sığdırmış” diye konuşuyor. Basın şehitlerinin yarattığı gelenek Özgür basın geleneğinin şehitlerle yaratılan bir gelenek olduğuna dikkat çeken Genç şunları söyledi: “Resmi rakamlar 26-30 arası diyor ama 30 üstünde faili meçhul cinayet ve basın alanında bir şekilde yaşamını yitirmiş çalışanlarımızın var olduğu bir gelenekten geliyoruz. Bunların 30’u faili meçhul cinayette, diğerleri de değişik şekillerde yaşamı yitirmiştir. Dolaysıyla Türkiye’de bu denli çok basın şehidi vermiş bir gelenek. Üstüne üstlük bunların yüzde 90’nı devlet güçlerinin direk hedef gösterdiği ve kendi eliyle öldürdüğü insanlardan oluşuyor.” ‘Gazeteler katlediliyor’ Özgür Ülke’nin bombalanmasının hemen ertesi sabahı tekrardan yayınlanmasının bir şekilde özgürlükleri derinden hissettiren o muhalif tabakanın güçlü olmasına bağlayan Genç, “Ne bir bina ne de insan kalmıştı ama gazete çıktı. Bir şekilde özgürlüklere sahip çıkmak isteyen insan yoğunluğunun aydın sorumluluğunun üç aşağı beş yukarı diri olduğu dönemlerdi” dedi. Muhalif kesimin gazeteler üzerindeki baskılara karşı tepki göstermesi gerektiğine dikkat çeken Genç, şunları dile getiriyor: “İkide bir insan katleder gibi gazeteler katlediliyor, kapatılıyor ama insanların size sorduğuşu oluyor; ‘bugün çıkıyoruz ertesi gün acaba kapatma cezası geldi mi?’ İki gün sürdüğünde ‘yayın hala sürüyor mu? ’ Üçüncü gün kapatıldığında ‘başka bir yayın çıkaracak mısınız?’ demeye başlıyorlar. Aslında biz tam tersi bir tepki göstermeliyiz. Gazeteyi büyük bir duyarlılıkla ve yürekten sahiplenmeliyiz.” UYGAR GÜLTEKİN DİHA Ölümlerle ,baskılarla,yasaklar ve kapatılmalarla dolu bir gelenekten bir kaç kesit; Özgür ülke ![]() ![]() halk gerçeği ![]() Yeni halk gerçeği ![]() Ülke ![]() yeni ülke ![]() Gündem ![]() özgür gündem ![]() yaşamda demokrasi ![]() dengê welat Welat Welatê me... ![]() bakış ![]() Güncel ![]() ![]() Özgür basın şehitleri Musa Anter (Apê MUSA) ![]() MUSA ANTER Türkiye’nin 55 yıllık girdisinin, çıktısının yeminli, canlı bir şahidiyim. Hem yalnız şahidi mi? Değil!.. Sanığıyım. Makhûmuyum.” Musa Anter 1918 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Zıvgê köyünde doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Musa Anter Fırat Öğrenci Yurdu’nu açtı. Yurdun kapısını, Kürt illerinden gelen kimsesiz ve yoksul gençlere açtı. Anter, “yurttaki öğrencilere komünizm aşılamak”la suçlandı. Baskılar artınca yurdu kapamak zorunda kaldı. Baskılar, Şehzadebaşı’nda açtığı Toros Kız Talebe Yurdu’nda da peşini bırakmadı; bu kez de asker kaçağı olmakla suçlandı. Köyüne döndü. Bir süre sonra Diyarbakır’da ‘bölücülük ve Kürtçülük’le suçlanıp tutuklandı. Tekrar İstanbul’a dönen Anter, yeniden Toros Kız Öğrenci Yurdu’nun işletmeciliğini aldı. Suadiye’deki evi, öğrenci, asker ve Kürt illerinden gelenlerle sürekli dolu olurdu. Bu durum devletin resmi belgelerine “Kürt Konsolosluğu” olarak geçti. Musa Anter cezaevinde olmasına rağmen “Kürt Konsolosluğu” devamlı açık tutuldu. Musa Anter yeniden Diyarbakır’a döndü. 1959’da ‘49’lar ve Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) davalarından yargılandı. 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinden sonra birçok kez gözaltına alındı. 1944 yılında evlenen Anter, katledilinceye kadar ki sürede, ancak 11 yılını eşiyle birlikte geçirebildi. Cezaevlerinden arda kalan yıllarında ise, siyasal çalışmalarından dolayı eşi ve çocuklarından ayrı yaşadı. Öldürüldüğünde eşini görmeyeli beş yıl olmuştu. Gazeteci-yazar Musa Anter, birçok (Dicle Kaynağı, İleri Yurt, Dahg, Welat, Reşan, Tevb) dergi ve gazetede yazılar yazdı. Cezaevinde Kürtçe sözlük hazırladı. Halkın Emek Partisi (HEP) kurucu üyesi olan Anter, merkezi İstanbul’da bulunan Kürt Enstitüsü’nün başkanlığını da yapıyordu. Aynı zamanda Mezopotamya Kültür Merkezi(MKM)kurucusu. En son olarak çalıştığı Özgür Gündem gazetesindeyken sürekli tehdit telefonları alıyordu. Bütün tehditlere rağmen Diyarbakır’ı ve gazeteyi terk etmedi. Yaşamı halkının özgürlüğü ve kurtuluşu için mücadele ile dolu olan Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da kontrgerilla tarafından katledildi. Cengiz Altun ![]() Yahya ORHAN ![]() Ferhat Tepe ![]() ![]() Hafız Akdemir ![]() ![]() Hüseyin Deniz ![]() ![]() Kemal Kılıç ![]() Nazım Babaoğlu ![]() Ve ... Lokman GÜNDÜZ Orhan KARAAĞAR Kemal EKİNCİ Mehmet PENÇE Halil ADANIR Teğmen DEMİR Haşim YAŞA Zülküf AKKAYA Adil BAŞKAN Yalçın YAŞA Kadir İPEKSÜRER Adnan IŞIK Mehmet SENCER Hıdır ÇELİK Ersin YILDIZ hasan AYDIN Susmayacağız! ![]() Yola devam ![]() Konu Awesta tarafından (09-05-2010 Saat 07:54 PM ) değiştirilmiştir.. | ||
| | |
| | #2 |
| "kewok" ![]() | Kürt gazeteciliğinin 110 yildir süren direniş öyküsü Kürt gazeteciliği denince kuşkusuz ilk akla gelen Bedirhan Bey ailesi ile birlikte anılan KURDISTAN gazetesidir. Bir bakıma bu gazete Kürt gazeteciliğinin miladı sayılır.İlk düzenli Kürt gazetesi sayılan bu gazete 1890 yılının son çeyreğinde yayın yaşamına başlamıştır. Araştırmacılar 1898,1902,1908,1919 ve 1920 tarihlerini çıkış tarihi olarak ileri sürüyor olsalar da aslolan gazetenin önemi,işlevi ve yaptığı hizmetlerdir. Bu gazetenin yazgısı ile Bedirhani ailesinin yazgısı bir bakıma aynıdır. Bu gazete Mısır da 5,Cenevre de 13,Londra da 3,Folkstonda 4 ve yine Cenevre de 2 (30 ve 31.sayılar) sayı yayımlanmıştır . Gazete Kürtçe ve Türkçe olarak yayın yapmış dil ve alfabe alanında önemli çalışmalara imza atmıştır. Gazetenin her sayısından iki bin adet ülke içine gönderilip bedava dağıtılmıştır. Gazetenin ilk mimari Mithad Bedirhandır. Süreyya ve Abdurrahman kardeşler de , gazeteyi sürdürmüş öteki kardeşlerdir. Beduulzaman Seîdê Kurdi nin saltanat divanına önerilerinin yer aldığı ŞARK VE KURDISTAN adlı gazete Malatyalı Ismail Hersekili tarafından 1908 yılında İstanbulda yayına başlamıştır. Yine o yılda çıkan bir diğer gazete de KÜRT TEAVÜN VE TERAKİ CEMİYETİ nin yayın organı olan aynı adıyla ( Kürt Teavün ve Teraki Gazetesi) dir. Piremerd (Tevfik Silemani) Halil Hayali,Saidi Kurdi gibi aydınlar tarafından çıkarılmış olan bu gazete aynı zamanda bir matbaa da kurmuştur. Başlangıçta Kürt yurtseverleri ile iyi ilişkiler içinde olup daha sonraları Türkçülüğün Esaslarını oluşturmuş olan sosyolog Ziya Gökalp in Türkçe olarak yayınladığı PEYMAN gazetesi ise genellikle Türkçe yayınlanmıştır. Gazete Kürtçe bir duyuruyu 12.sayısında yayımlayarak (Sureti Nutuk) Kürtlerin sempatisini kazanmaya çalışmıştır.47 sayı çıkmış olan bu gazeteye Z.Gökalp değişik adlarla yazılar yazmıştır.İttihad Teraki nin Selanik kongresinden sonra Gökalp'in Türkçü ve Turancı yanı ortaya çıkmış ve gazete eski işlevinden uzaklaşmıştır.Gazete Şükrü Asena adına yayın hayatına başlamıştı. 1913 ylında yayınlanmış olan ROJİ KURD İstanbulda Kürtçe ve Türkçe olarak Hévi örgütünün yayın organı olarak çıkmıştır.İttihad Terakinin kurucularından olan Dr.Abdulah Cevdet bu yıllar da Ziya Gökalpin tersine Jön Türklükten vazgeçmiş ve yurtsever saflara dahil olarak bu gazeteye ciddi katkılar sunmuştur. Aralarında Abdullah Cevdet'in de bulunduğu bir gurup aydın Kürt alfabesi üzerine bir tartışma başlatmış Arap alfabesinin Kürt diline yanıt veremeyeceği kanısında birleşmişlerdir. Gazete yazarları alfabenin en az 42 harf olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.Bu yılarda yayınlanmış bir diğer gazete de YEKBUN adlı gazetedir.Bu gazete de Kürtçe ve Türkçe olarak yayın yaşamına başlamıştır. Hemze Begê Muksi ve arkadaşlarının çıkardığı bir diğer gazete olan Hetawi Kurd adlı gazete de Hévi örgütünün bir diğer yayın organıdır. Kültürel ve edebi konular üzerinde duran bu yayına Abdulaziz Baban,Kemal Fevzi ve Abdullah Cevdet gibi yazarlar türlü konularda yazılar yazmışlardır. Seyid Abdülkadir in bu dönem yayınlarına büyük katkıları olmuştur. 1918 yılında Kurdistan Teraki Cemiyeti eli ile on beş günlük bir dergi olarak çıkartılan JİN, bir yıl sonra kapatılmıştır. Türkçe, Kurmançca ve Soranice yayınlanmış olan dergi 25 sayı çıkmıştır.Bu dergi 'Bilgi ve yayın dağıtımı için Kürt örgütü 'adıyla kurulmuş olan bir örgüt daha sonraları bu yayını merkez organı olarak sürdürmüştür. Jin dergisinin kapatılmasının hemen ardından aynı adla bu kez bir günlük gazete yayın hayatına başlamıştır . Daha sonraları haftalık bir gazeteye dönüşmüş olan JİN Kürtçe ve Türkçe olarak yayınlanmıştır. Kürt Teşkilati İçtimaiye örgütünün yayın organı olarak yaşamını sürdürmüş olan gazeteyi otonomi yanlısı Seyıd Abdülkadire muhalefeten bağımsızlık taraftarı Vanlı Memduh Selim Bey (Mehmed Uzun Kader Kuyusu adlı eserinde onun yaşamını anlatmıştır) ve aynı görüşü paylaşan arkadaşlarınca yönetilmiştir. Mehmed Emin Bozarslan tarafından sadeleştirilerek Latince'ye kavuşturulmuş olan bu gazetenin Kürt aydınlanmasındaki rolü küçümsenemez. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Kürtlerin politik statülerinin değişmesi üzerine edebi siyasal ve kültürel yayınların koşulları da zorlaşmıştır. 1910 dan 1980 li yılara dek daha çok yerel gazete ve dergilere rastlanır.Bu yayınların çoğu yeni rejime mesafeli davranmış ve çoğu Türkçe yayınlanarak daha çok yöresel sorunlara ağırlık vermişlerdir. İrfan, Ağrı, Dicle kaynağı, Şark Mecmuası, Şarkın Sesi, Dersim, Ceride-i Dersim, Siverek, Çıkış, Diyarbakır kültür, Diriliş, Mardin'in sesi, Ezilenler, Karakoçan, Hınıstan Sesler, Doğu, Şeresiyar, Mezra Botan, Adıyaman, Gumgum, bazalt Kent, Doğu Notları, Uyanış, Cudi, Henek, Demokrat Doğu, İleri Yurt, Havar, Denge Taze, Çıra, Reya Rast, Kormışkan, Yeni Akış, Keko, Dicle Fırat, Silvan'ın Sesi, Deng, Roja Newe, Diyarbakır Yol İş, Siirt'te Son Söz, demokrasi, Beşiri'de Uyanış, Şark Postası, Mezopotamya, Yurttan Haberler, Azad, Gazi, Mücadele, Heval, Özgürlük Şafağı, Silvan, Harput, Öz Erzincan, Işık, Arapgir Postası, Mesuliyet, Narin Kale, Bingöl, Tatvan, Bitlis Lisesi, Nurhak, Doğu, Serhat Kars, Hınıs, Doğu Anadolu, Raman, Viran Şehir Postası, Harran, Halay, Anzelha, Seliz, Ahmedé Xani ve Felat gibi yarı politik yerel gazete ve dergiler de Kürt coğrafyasının önemli sorunlarını içeren yazılar yayınlamışlardır. 1950'den 1980'e kadar Kürtler ve yayınları üzerinde önemli baskı ve engellemeler görülmektedir. 1950'li yıllarda kurumlaşmaya başlayan Kemalizm özellikle 1960 İhtilalinden sonra meyvelerini sunarak asimilasyona ağırlık vermiştir. 1960'da Milli Birlik Komitesi " vatandaş Türkçe konuş!" kampanyası başlatmış, örgün ve yaygın eğitim adı altında yeni bir süreç başlatmıştır. Köy ve yerleşim alanlarının adları Türkçeleştirilmiş, Avrupalılar gibi ebeveynleriyle anılan Kürtler'e Türkçe Soyadı takılmış ve Türk nüfus kaydına geçilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında sözde eğitimin tekleştirilmesi adına Tevhid-i Tedrisad yasası çıkarılarak Tekke ve Zaviye lerin kapatılması ile birlikte bölgede Kürtçe eğitim veren medreseler kapatılmak suretiyle Kürt dilinin sistemli olarak yasaklanması ve Kürtlerin asimile edilerek, Türkleştirilmesi öngörülmüştür. Yirmiye yakın yatılı bölge okulunun büyük bir kısmı Kürt nüfusunun çoğunlukta olduğu yörelerde kurulmuştur. Bu okullar küçük yaşta çocukları alıp, kendi kültürlerine ve benliklerine yabancılaştırılmış kişiler olarak yetiştirilmiştir. Bu okullar bugün de hala aynı işlevi görmektedir. Köy enstitüleri ise yetişkin çağlardaki kişileri ve jenerasyonları Kemalist sisteme adapte etmek üzere kurulmuş ve bu alanda önemli başarılar elde etmiştir. İşte bu süreçlerde Kürt yayıncılığı çok zor koşullar altında sürdürülebilmiştir. 1948 yılında Dicle Kaynağı adlı gazete Musa Anter tarafından İstanbul'da Türkçe olarak 40 sayı çıkmıştır ve önemli hizmetler sunmuştur. 1950 yılında Şark Mecmuası ve Şarkın Sesi adlı gazeteler de doğu sorunu üzerinde yoğunlaşmış ve Kürt Sorunu bilince çıkarmışlardır. 1958 yılında İleri Yurt adlı gazete Diyarbakır'da yayın hayatına başlamış ve Türkçe olarak haftanın altı günü yayınlanmış siyasi bir gazete niteliğindedir. Gazeteyi Abdurrahman Efem Dolak, Canip Yıldırım ve Musa Anter çıkarmışlardır. 49'lar Olayı olarak bilinen olayda aralarında gazetenin yazarlarının da bulunduğu birçok Kürt aydınının tutuklanması sonucunda gazete kapanmıştır. 1960 çıkarılan aftan Kürt aydınları yararlandırılmamıştır. ![]() 1962 yılında ise Barış Dünyası ve Dicle Fırat gazetelerini görmekteyiz. Dicle Fırat 8 sayı yayınlanabildi. Gazete İstanbul'da Kürtçe ve Türkçe aylık olarak yayınlanıyordu. Gazetenin sahibi Edip Karahandı. 23'ler Olayının tutuklanmaları sonrasında gazete yaşamına son verdi. Musa Anter, Doktor Şivan, Hüseyin Sağnıç, Yaşar Kaya, Nazmi Balkaş ve Ahmet Aras gibi yazarlar yazı yazmışlardır. 60'lı yılların en önemli dergilerinden Deng Dergisi İstanbul'da Kürtçe ve Türkçe olarak 1963 yılında 5 sayı yayınlanabilmiştir. Dergiyi Medet Serhat, Ergun Koyuncu ve Yaşar Kaya ile Celal Ergün yönetmişlerdir. Aynı yıllarda Roja Newe ile Reya Rast adında iki tane Kürt yayınına rastlamak da mümkündür. Özgürlük Yolu adlı aylık Kürtçe-Türkçe olarak İstanbul'da yayın hayatına başlayan dergi 1970 darbesinden 5 yıl sonra yayınlanan ilk Kürt yayını olup 44 sayı sürebilmiştir. 80 darbesi ile beraber bu dergi de kapatılmıştır. 1976'da Rızgari, 1977'de Péşeng Bo Şoreş adlı dergiler yanı sıra 1977'de Kürtçe ve Türkçe 15 günde bir Roja Welat adında İstanbul'da 15 günlük yayınlanıp, daha çok bölgede satılan bir başka gazeteye rastlamaktayız. 1978'de Devrimci Demokrat Gençlik, Kawa ile 1979'da Denge Kawa, Jina Nu, Özgürlük, Tekoşin, Tirej gibi politik edebi ve kültürel gazete ve dergiler Kürt yayıncılığının değişik sesleri olagelmiştir. 1980 darbesinden sonra ise ilk olarak Medya Güneşi, Toplumsal Diriliş, Özgür Gelecek, Vatan Güneşi, Newroz, Rojname, Jiyan-a Nu, Roj, Nuroj, Govend, Rewşen, Jiyan-a Rewşen, Newroz Ateşi, Hevdem ,Serketın,Ögür Gündem, Halk Gerçeği, Yeni Halk Gerçeği, Yeni Ülke, Azadi, Denge Azadi, Ronahi, Hévi ve Roja Teze; 20 yıllık süre içerisinde ( 2000 ) yayınlamış ve çeşitli baskılar sonucu yasaklanıp, kapatılmış olan Kürt gazete ve dergileridir. Günümüzde hala yaşamını sürdüren dergi ve gazetelerin ilki Deng dergisidir. Rızgari, Özgür Halk, Welat, Devrimci Yurtsever Gençlik, Berfin Bahar, War, Pelin, Özgür Kadının Sesi, Tija Sodıri, Gulıstan, Wate,, Vesta, Birnebun, Zend, Nubahar, Kevan, Amara, Tiroj, Jın-u Jiyan, Munzur, Dem, Nubin, Mizgin, Serbesti, Güney, İştar, Siverek, Kuçe, Amigra, W, Kay-der, Sosyalist Mezopotamya, Esmer ve Dema Nu Kürt kulvarında yaşamını sürdüren başlıca gazete ve dergilerdir. 1980 darbesinden sonra cezaevlerinde elle veya daktilo ile yazılıp, teksir edilerek çoğaltılıp, dağıtılan cezaevi tutuklularınca çıkarılan gazeteleri de unutmamak gerekir. Bunlar, Diyarbakır, Aydın, Urfa, Ankara ve İstanbul cezaevlerinde Kürt Tutsaklar tarafından çıkartılmış olan yayınlardır. Sırasıyla, Hewar, Çandiya Berxwadan, Çiruska Jiyan, Tel Örgü, Denge Kurdıstan, Şewkaberxwadan, Dengéme, Serhıldana Kurdıstan, Zaroke Peşeng ve Dilan adlı gazete ve dergilerdir. Bu arada belirtmemiz gereken en önemli konulardan bir tanesi de gazete çalışanları, yazı işleri müdürleri, sahipleri, dağıtıcıları, yazarları ve okuyucuları üzerindeki baskı ve engellemelerdir. Onlarca Kürt gazetecisi öldürülmüş, kaçırılıp gözaltında kaybedilmiştir. Gazete ve dergi büroları defalarca baskına uğramış, dağıtılmış ve zarara uğratılmıştır. Çok sayıda gazete ve derginin hemen her sayısı toplatılmış ve her birine milyarlarca lira değerinde para cezası ve onlarca yıl hapis cezası verilmiştir. " SS Kararnamesi " olarak bilinen kanun hükmündeki kararname ile matbaaların Kürt yayınlarını basması dağıtım şirketlerinin bu yayınları dağıtması yasaklanmıştır. Birçok gazete ve dergi daha matbaada iken basılmış veya toplatılmış ağır maddi hasarlara uğratılarak, ekonomik olarak çökertilmiştir. Bugün bile hapis cezaları yanı sıra Kürt yayınları büyük para cezaları tehdidi altındadır. Özellikle siyasal içerikli gazete ve dergilerin yaşamlarını ne kadar ağır koşullarda sürdürdüğü bilinen bir gerçektir. Öteden beri siyasal Kürt yayıncılığı ile Kürt sorununun gelişim seyri arasında doğal olarak bir paralellik görülmektedir. Bu bakımdan birçok Kürt gazete ve dergisi legal koşullarda faaliyet göstermeyen Kürt örgülerinin yayın organı durumunda kalmıştır. Kuşkusuz bu gazete ve dergiler siyasal konuların yanı sıra kültürel, sanatsal, edebi ve toplumsal konulara da yer vermek durumunda kalmışlardır. Bütün bu konuların sınırlı sayıda ve periyotta yayınlanan yayınlarda bir arada yer alıyor olması dergi ve gazetelerin işini hayli ağırlaştırmıştır. Oysa ki, dergi ve gazetelerin alan alan, konu konu, ayrı ayrı yayınlanması gerekmektedir. Bugün bile var olan dergilerde hala bu gelenek devam ediyor. Oysa ki, edebiyat, sanat, mizah, siyaset, dil ve kültür dergileri ayrı ayrı ve bağımsız olarak yayınlanmalıdır. Dergi ve gazetelerin halk kitleleri üzerinde ciddi bir etkisi vardır. Bugün Kürtlerin en çok ihtiyaç duyduğu günlük gazetelerin yanı sıra mizah, aktüalite, kültür, sanat ve edebiyat dergi ve gazeteleridir. Kürt gazeteciliği önümüzdeki dönemlerde toplumsal gereksinmeler karşısında teknik olarak daha yetkin ve çağdaş bir yapıya kavuşmalıdır. Çağımız bilgi ve iletişim çağıdır. Bilgili toplum, güçlü toplumdur. Artık dünyada çok sayıda internet dergi ve gazeteciliği mevcuttur. Kürtler adına internet üzerinden yapılan yayınlar yeterli değildir. Bu alanda yeni ve çok yönlü yayına ihtiyaç vardır. Mevcut yayınlar lokal olmaktan çıkartılıp, genele yayılmayı önlerine ilk hedef olarak koymalıdır. Bütün dergi ve gazetelerin sayfalarında çoğulcu düşüncelere yer verilmeli ve değişik konularda düşünce platformları oluşturulmalıdır. Dergiler siyasal çatışma ve çekişme vesikaları olmaktan çıkarılmalıdır. Ulusal basın birlikleri ve kulüpleri oluşturulmalı Kürt gazetecileri arasında birlik ve dayanışma güçlendirilmelidir. Kürt dergi ve gazeteleri ortak çıkarlar karşısında bir araya gelebilmeli ve ortak projeler etrafında güç birliği yapabilmelidir. Dergi ve gazeteler sayfalarında daha çok Kürtçe'ye önem vermelidir. Kürtçe'nin yeniden diriltilmesi ve genişletilerek, yaygınlaştırılması, günlük konuşma dili haline getirilmesi konusunda yayınlara büyük görev düşmektedir. Umarız ki, Kürt yayıncılığı geçmişten bugüne karşılaşmış olduğu baskı ve engellemelerle karşılaşmaz ve özgür koşullarda kitlelere ulaşabilme şansına kavuşurlar. |
| | |
| | #3 |
| "kewok" ![]() | jin dergisi 1918 yılının ekim ayında İstanbul'da bir grup Kürt vatanseveri tarafından kurulan Jîn Dergisi, yayın hayatına başladı. Çıkış amacı Siverekli Hilmi'nin "Kürt Gençliğine Hitap" başlıklı yazısında "yüzyıllardan beri ihmal edilen Kürt halkının tarihsel yaşamına, ulusal haklarına, edebiyat ve sosyolojisine ilişkin yayında bulunmak" olarak belirtilen dergi toplam 25 sayı yayımlandı.2 Ekim 1919'da çıkan son sayısından sonra hükümetin baskıları sonucu kapatılan derginin ilk 20 sayısını Kürt Teali Cemiyeti'nin kurucularından Müküslü Hamza, son 5 sayısını da Memduh Selim Bey yönetmiştir. Kürtçe ve Osmanlıca olmak üzere iki dilde yayın yapan dergide Kürtçe'nin Soranî ve Kurmancî lehçeleri kullanılmaktaydı. Kürt Divan Edebiyatı'nın önemli şairlerinden Ehmedê Xanî ve Melayê Cizîrî gibi ustaların yanında Fecr-i Atî'nin önemli şairlerinden Piremerd (Süleyman Tevfiq) şiir ve şiir üzerine yazdıklarıyla katkı sunarken, Xelîl Xeyalî tarih, mitoloji, sosyoloji, dilbilim ve felsefe ile ilgili makaleler yayımlıyordu. Abdurrahman Rahmî, Kemal Fewzî, Ezîz Yamulkî, Lawê Reşîd, İhsan Nurî, Kamuran Alî Bedîrxan, Qadizade Mustafa Şewkî, Hıznîyê Dersimî, Minayê Cizirî, Qadizade Latîf Zahoyî ve Abdullah Cevdet'in içinde bulunduğu yazar kadrosundan Siverekli Hilmi, Kürt atasözleri ve deyimleri üzerine yaptığı çalışmalarla dikkat çekiyordu. Toplam üç hikayenin yayımlandığı dergide dikkat çeken ilginçliklerden biri de Kemal Fewzî'nin "Altın Kaküllü Çocuk" adlı hikayesidir. Her yönüyle masal ve mitoloji arasında gidip gelen bu hikâyeyi Kemal Fewzî, Kürdistan'dan derlemiş ve daha sonra Türkçeye çevirerek hikâyeleştirerek yeniden yazmıştır. Kemal Fewzî bu hikayeyi yayınlamadan önce masallarla ilgili yaptığı çalışmaları aktarmış ve Kürt Masalları hakkında üç sayfalık bir yazı kaleme alarak Kürtler ve diğer ulusların mitolojilerinde ortak noktalar olduğunu vurgulamıştır. Özellikle Kürt ve Yunan halklarının masalları arasındaki kuvvetli bağ üzerinde duran Fewzî, "Yunanlılarda titanlar ne ise Kürt masallarındaki yedi başlı devler de odur" gibi bir yorumda bulunmaktadır. Fewzî, Kürt masallarıyla ilgili yazısında "Kürt masal ve efsanelerini bildiğim, toplayabildiğim kadar Jîn'in saygıdeğer sayfalarına ve mitoloji bilginlerinin gözleri önüne serip insaf ve incelemelerine sunacağım. İhtimal bu yazılarda, Diyarbekir'in güzel Kürt efsanelerini "Dede Korkut" masallarına uydurarak değiştiren nankör bir Diyarbekirli'nin de insafsızlığı meydana çıkacaktır." diyerek Ziya Gökalp'i eleştirir. JİN DERGİSİNİNİN ÖNEMLİ KİMİ YAZILARI(*) Jîn 1918'de yayımlanmaya başladığında çevredeki bütün halklar kadar Kürtler de savaş sonrası sıkıntılarla mücadele etmekteydi. Savaş sonrası dağılan, dağıtılan Kürtlerin mevcut durumları Jîn'de sürekli gündeme getiriliyordu. Jîn ilk sayısı savaş psikolojisini görmek açısından önemlidir. Dağınıklık, yoksulluk ve yoksunluktan şikayetin olduğu dergide, Kürt aydınları Amerika'ya övgülerde bulunurlar. Bir Kürt imzasıyla yayımlanan "Kürtler Uykuda Değil" başlıklı yazısında Dr. Abdullah Cevdet, Amerika Cumhurbaşkanı Thomas Woodrow Wilson'u takdir eder. Bunun sebebi elbette ki Wilson'un kendi adıyla bilinen ve savaşı noktalayan on dört maddelik ilkeleridir. Bu ilkelerden on ikincisi Osmanlı ile ilgilidir ve Kürtleri yakından ilgilendirir. Bu maddeye göre Osmanlı'nın Türk olan kısımlarının egemenliği sağlanacak, Türk olmayan ve Türklerin boyunduruğunda yaşayan halkların da özerk gelişimi için her türlü olanak verilecekti. Abdullah Cevdet yazısında şu cümlelere yer vermektedir: "Waşington'un özgür ve yüce ruhu, Long Fellon'un merhameti ve duyarlı yüreği, Wilson'un bilgi ve uygulamasında taze ve ateşli bir hayat yaşatır. Jüpiter'e karşı Promete'nin diline koyduğumuz,"Yakacak ışığım senin göklerini / Her yanımdan hayat fışkırtacak" haykırışı Wilson'un dilinden, imparatorluk makamları ve göz kamaştırıcı büyükleri üzerine sıçrıyor. Kürdler! böyle bir çağın böyle bir kıyametinde uyumak mümkün müdür? Ey Kürt uyan diye bağırmaya ben gerek görmem, çünkü eğer Kürtler uykuda, hala uykuda iseler, çoktan, pek çoktan ölmüşler demektir. Kürt uyanıktır ve kendisini yüzyıllardan beri uykuya çağırmış ve kendileri de uykuya dalmış olan efendileri de uyandıracaktır." (Sayı:1, Sayfa: 6) Jîn'in ikinci sayısında bir yerde Wilson İlkeleri çözülmüştür ve artık ilk sayıda olduğu gibi savaşın etkilerine çok fazla yer verilmemektedir. Şefik Arwasî, dil sorununu gündeme getirerek, dil ve bilimin birlikte gelişeceğine vurgu yapmıştır. "Bilgi Herşeyden önce gelir" diyen Arwasî yazısının en can alıcı yerinde şöyle seslenir: "Biz son derece yiğidiz; fakat yiğitliğimizi birbirimizi öldürmekle, birbirimize kötülük etmekle harcıyoruz. Ve biz son derece cömerdiz; ancak bu cömertliğimiz genel bir yarar ya da dinsel bir emir için değil de düğünlerde Çingeneler için, davalarda rüşvet için, tiyatrolarda oyuncular için ve bayramlarda ağalara ve şeyhlere alınan hediyeler içindir. Bütün bunların nedeni bilgisizliktir. Bunu bildikten sonra, bugünden itibaren bizim içinde her şeyden daha önemlisi bilimdir; onun yolu da okuma yazmadan geçer. O da ancak kendi dilimizle olur. Çünkü başka bir dili öğrenmek için bir ömür gereklidir. Ondan sonra ancak bilim dili öğrenilebilir." (Sayı: 2, Sayfa:15) Arvasi'nin yazısıyla paralel bir yazı da Jîn'in üçüncü sayısında yer alır. Şair ve yazar Abdurrahîm Rahmî başarının anahtarı olarak "birlik" olmayı önalana çıkarır. Rahmî'ye göre ulusların başarılı olmaları, sorunlarını çözmeleri için gerekli olan tek şey birliktir. Şöyle der Rahmî: "Bütün uluslardan geri kalmış olan bizlerin de amacı odur ki iplik ve iplerden, sicim ve halatlardan akıl alıp birleşelim ve birlik olalım." (Sayı: 3, Sayfa:14) Abdurrahim Rahmî'nin çağrısı Jîn'in dördüncü sayısında yankı bulur. Mustafa Şewkî, "Birlik" başlığıyla kaleme aldığı yazıda zamanın dar olduğunu belirterek, " Çünkü vakit dardır ve düşman da gafletimizden yararlanmaktadır. Kurtuluşa ve iflah olmaya koşun (…) Pişmanlığın yararı olmayacaktır." (Sayı: 4, Sayfa: 16) Birlik konusu yazılarla Jîn'de dile getiriliyor, ancak derginin diğer sayılarına bakınca bunun zaman zaman tartışmalara dahi dönüştüğü göze çarpıyor. Fakat bu tartışmalarda kasıt ve karşılıklı duruş söz konusu değildir. Jîn'in beşinci sayısında yine Abdurrahim Rahmî "Ey nifak içindeki millet / sana beraberlik gerek" derken (Sayı: 5, Sayfa: 14), Jîn'in altıncı sayısında Kürdîzade Kemal Bey "Kürdlere: Bugünkü Görevlerimiz" başlığıyla yayımlanan yazısında "Umut, amaç, arzu Kürd gençliğini bir araya toplamak, cahillik belasını Kürdistan'dan defetmektir" diyerek gençlere sesleniyor. (Sayı: 6, Sayfa: 11)Peki bu "birlik" nasıl sağlanacak? Elbette ki ortak dille. Jîn'in yedinci sayısında ateşli kimi yazı ve şiirler var. Ancak yedinci sayıda birliğin nasıl sağlanacağı, kültür ve dilin nasıl gelişeceği hakkında bir haber var. Bu, Kürt Tamim-i Neşr-i Maarif Cemiyeti'nin bir haberidir. Bu haber ve bu dergide konuyla ilgili çıkan yazılar bir yerde bu cemiyetin tüzüğü niteliğindedir. Jîn'de cemiyetin kurulması ile ilgili şu bilgiler verilmiştir: "Kürt dili, tarihi ve coğrafyası ile ekonomi ve sosyoloJîne ilişkin incelemelerde ve yayında bulunmak ve Kürdler arasında çağdaş bilimleri yaygınlaştırmak üzere, Kürt Tamim-i Neşr-i Maarif Cemiyeti adıyla bir bilim derneğinin kurulması hakkındaki hazırlıklar son bulmuştur." Cemiyet kuruluyor, faaliyetler başlıyor ve savaş koşullarının ağır yükü altında kalan Kürt halkından büyük feryatlar yükseliyor. Göç, Jîn'in sekiz ve dokuzuncu sayılarına adeta siniyor ve göçzede Kürtler, sorunlarının çözümü için mektuplar yazıyorlar, öneriler istiyorlar. Abdurahîm Rahmî bu çığlıkları şöyle dile getiriyor: "Acaba hangi milleten olursa olsun, 120 haneli bir köyden 10 kişinin kaldığını başka bir milletin felaketli serüveninden okumak mümkün müdür? Bunlar ne oldu, niçin yok oldular?" (Sayı: 8, Sayfa: 6) Rahmî bunları söylerken Süleymaniyeli şair Mahmut Nejat "Bir Kürt Çocuğunun Duyguları" adlı şiirinde göçü şöyle dile getirir: Ah, ey yurt, ey gam meydanı ülke ki bulanmış kana Ey yavrusunu kaybeden üzüntülü ana Ah, hep sana gelmek, sana koşmaktı hayalim Lakin beni kış bağladı, şimdi yok mecalim Kavuşmadan ölsem, cesedim dağlara kalsın Her akşam ve her seher yel ile vatan kokusunu alsın." Jîn 10, 11 ve 12. sayılarında ise Cemiyet'in programı dahilinde kimi sorunlar gündeme getirir. 14. sayıda göçzadelerin sorunu yine gündemde ve şair Kemal Fevzi göçzadelerin sorunlarıyla ilgili bir yazı yayımlıyor. Yazının can alıcı bölümü şöyle; "İstanbul'un beyaz yalılarında içki dağıtan kızlar kadeh sunarlarken, Kafkasların karlı ve buzlu eteklerinde memeleri üstünde yavrusu uyuklayan anneler, anne kucağında meme emen yavrular açlıktan yokluğu yuvarlıyorlardı. Fırtınalar koynunda serilen sahipsiz, öksüz çocuklar, başları ucunda ağlayarak bir ziyaretçi dahi bulmadan, solgun bakışlarda öbür dünyaya süzülüp gidiyorlardı. Yorgunluktan, yoksulluktan birer iskelete dönmüş dinç yaşlılar, yaşamın son soluğunu tüketiyor ve süren ömürlerini bir lokma uğruna yok ediyorlardı. Karlı yollarda birer kurban sürüsü gibi ölüme sürüklenen insan kümeleri ölümü hasretle arıyor, karlarda açılan soğuk mezarlara canlarını teslim ediyorlardı. " (Sayı: 14. Sayfa 3) Jîn'i 21. sayısına gelindiğinde ise cemiyetin büyüdüğü, Kürtlerin artık ne istedikleri hemen belirginleşiyor. Bunun yanında 22. sayıda başka bir haber dikkatlerimizi çekiyor. Haber şu: Kürt kadınları "Kürt Kadınları Teali Cemiyeti" adı altında örgütleniyorlar. (*)Aktarmalar, Müslüm Yücel'in Tekzip-Kürt Basın Tarihi adlı kitabından alıntılanmıştır.] |
| | |
| | #4 |
| "kewok" ![]() | Halkların tarihlerinde önemli günler vardır.Hem de geleceğin üzerinde şekillendiği günler. 22 Nisan 1898 yılında Kahire'de yayına başlayan Kurdîstan gazetesi de Kürtlerin tarihinde böylesi bir yere sahiptir. Uluslaşma bilincinin oluşmasında ve ortak dilin kullanımında ve diğer diller arasında yer bulmada tarihi bir bildirge işlevi gören Kurdîstan'ın atlattığı badireler Kürtlerin yaşadıklarıyla da benzerlik taşıyor. Felat Dılgeş Rojnameya Kurdîya Peşin: Kurdîstan adlı kitabında gazete için şöyle yazmaktadır. "22 Nisan 1898'de Kurdîstan gazetesi önce Mısır'da ata baba toprağından uzak Mîqdad Mîdhet Bedirxan tarafından yayınlandı. Gazetesinin ismini Kürdistan koydu. Artık Kürdistan sadece o toprakların ismi değil aynı zamanda gazetelerinin, aydınlığın ve bilginin yolu, karanlığı aşmanın adı oldu. Çünkü aydınlığın yolu bilgi ve okumaktan geçer. Mîqdat Mîthed Bedirxan halkın bu yolda yürümesini istiyordu. ülke topraklarından uzakta doğan Kürdistan'la birlikte sürgün ve vatandan uzak kalma Kürt gazeteciliğinin yakasını bırakmayan kaderi haline geldi. Adeta ona yapıştı. Sürgün, Kürt gazeteciliğine Kürdîstan gazetesinden miras kaldı. 10 yıl sonra Kürt Teavun ve Terakki gazetesi 1908'de İstanbul'da yayın hayatına başladı. Ondan 10 yıl sonra da Jîn dergisi yine sürgünde, İstanbul'da çıkmaya başladı. Jîn'den 14 yıl sonra ise Hawar dergisi sürgünde, Şam'da yayınlandı. Hawar'dan 10 yıl sonra da Ronahî yine sürgünde yayın hayatına başlamak zorunda kaldı. (. . . ) 100 yıldır bu yabancılık ve sürgünlük yakamızı bırakmadı. " Dılgeş böylece Kürt gazeteciliğinin 100 yıllık tarihini de özetlemiş oluyor. Kurdîstan gazetesi 1800'lü yıllardan 1900'lü yıllara adım atıldığı bir dönemde yayımlanmıştır. Yani, Osmanlı ğmparatorluğu ve ğran tarafından ikiye bölünmüş, içten ise birçok emirlik ve prenslik tarafından küçük feodal mülklere bölünmüş olan Kürt coğrafyasında, kırımlar, yokluklar, acılarla dolu pek çok feodal ayaklanmaya tanık olunan bir dönemde yayın hayatına başlamıştır. Ancak feodal ve ümmetçi kuşatılmışlığın girdabındaki Kürtler, Osmanlı esaretinden kurtulan ve bağımsızlığını kazanan diğer halklar arasında yerlerini alamadılar. 1900'lerin başı nüve halinde de olsa ulusal bilincin geliştiği, yeni tipte ulusal ve milliyetçi örgütlerin boy verdiği bir dönemdi ve Kurdîstan gazetesi de ulusal mücadeleye geçiş sürecinde yayın hayatına başlamış oluyordu. "Kürtçe çıkan ilk gazete Kürdîstan, Kürt milliyetçiliğinin kalesi ve örgütlenme merkezi oldu. (. . . ) Kurdîstan gazetesinin ilk aşamada liberal aydınlıkçı doğrultusu vardı. Ama çok geçmeden Sultan mutlakıyetinde devrim durumunun ortaya çıkması koşullarında gazete istibdat rejimi karşısında bağdaşmaz konumda yer aldı. Türkiye'ye sokulması şiddetle kovuşturulmasına rağmen, bu gazetenin Kürt ulusal çevrelerinde saygınlığı arttı. " (Yakın ve Yeni çağda Kürt Siyaset Tarihi-SSCB Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü ve Ermenistan Bilimleri Enstitüsü Kürt Komisyonu-sf. 47-48) Herhangi bir örgütün veya aydın grubunun bir ürünü değil, tersine Bedirxan ailesinin yurtsever üyelerinin bireysel çabalarıyla çıkan bir gazeteydi. Gazetede Kürtçe okuma ve yazmanın, bilinçlenmenin yanı sıra Kürtleri birleşmeye ve kendi kurumlarını, okullarını inşa etmeye çağırır ve Kürt yurtseverliği vurgusuna önem verirken, Osmanlılık bilincinden de kopmamıştır. Osmanlı'nın sürekli toprak kaybetmesi üzüntü verir onlara. Girit'in kaybedilmesine çok üzülür Abdurrahman Bedirxan, Osmanlı'nın toprakları küçülüyor diye hayıflanır. Ermenileri mazlum saymasına rağmen Osmanlı'dan kopmasına karşıdır. Siyasi mesajlar dini mesajlara yedirilerek verilmeye çalışılır, yazılar bu geçiş sürecinin bir ürünüdür. Gazetede ayrıca Abdülhamit'in kışkırtmaya çalıştığı Kürt-Ermeni uyuşmazlığının ortadan kaldırılması ve Ermeni hareketiyle birleşme çağrıları da yer aldı. Hamidiye Alaylarına karşı çıktı. Abdurrahman Bedirxan Mısır, Romanya, Arnavutluk, Ermeniler ve Kürtlerin de içinde yer aldığı bir federasyon öneriyordu. 1800'lü yıllarda Osmanlı ve Ruslar arasında çıkan dört savaşta da en ağır darbeyi hep Kürtler aldı. Bu nedenle Mîqdad Bedirxan ve Abdurrahman Bedirxan sürekli Rusya tehlikesine dikkat çektiler. Kürtleri bu konuda uyarmaya ve kendilerini korumaya çağırdılar. BEDİRXANİLER EĞİTİME ÇOK ÖNEM VERMİŞLERDİR. Bedirxanlar Kürtlere eğitim hakları istediler ve kendi kurumlarını yaratmaları için Mısır ve Arnavutların Abdülhamit'e karşı verdikleri mücadeleyi ve eğitim kurumlarını kurma süreçlerini örnek gösterdiler. Ağalar, paşalar ve mirler başta olmak üzere Kürtleri böyle bir mücadeleye girişmeye çağırdılar. Kurdîstan gazetesinin 14. sayısında Mîqdad Mîdhet Bedirhan "Ağalar ve paşalar! Soruyorum size şimdiye kadar hanginiz bir insanınızı okuması için bir yere gönderdiniz?" diyerek o güne kadar devam eden sürecin sorgulanmasını istiyordu. Devamla: "Şimdiye kadar çok yerler gezdim. Şimdi de Mısır'dayım. Burada her yerde Çerkes, Arnavut ve Arapların çocuklarını görüyorum babaları ve kardeşleri tarafından okumak için gönderilen……rastlamadım" der. Okumanın ve aydınlanmanın Kürtlerin geleceği için ne denli önemli olduğuna vurgu yapar ve bunu hep sürdürür. Mehmet Ali Paşa'nın Mısır Valisi olduğu dönemde Mısır'dan Avrupa'ya öğrenci gönderilmiş olmasını da Mîqdad Mîdhat Bedirxan örnek gösterir Kürtlere. Abdurrahman Bedirxan ise Arnavutları örnek gösterir. Arnavutlar kendi okullarını inşa etmek için büyük zorluklar çekerler. Padişah'tan öğretmenlere aylık bağlanmasını isterler. Ancak bu talep kabul edilmez. Bu sefer de padişaha mektup yazarak, okullarında çalışan öğretmenlerin aylıkları verilmediği takdirde tüm Osmanlı görevlilerini topraklarından çıkartacaklarını, zorluk çıkarmaları halinde ise öldüreceklerini söylerler. Ancak bu şekilde padişahı yola getirirler. Abdurrahman Bedirxan Kürtlere; "Zorluktan korkmayın" der. Yine, Saidi Kurdî'nin Kürtlerin okuma-yazma öğrenmesi için verdiği çabayı da örnek olarak gazetede yazar. DÖRT YILDA ÜÇ ÜLKE VE BEŞ KENTİ MEKAN EDİNDİ.. Ülke topraklarından uzakta Kahire'de 5. sayısına kadar Mîqdad Mîthed Bedirxan tarafından çıkarılan Kurdîstan gazetesi, 6. sayıdan itibaren Abdurrahman Bedirxan tarafından çıkarılır. Görev teslimi yapılır. ğlk 5 sayısı Kahire'de yayınlanan gazetenin ilk üç sayısı "El-HîlalÍ" matbaasında, 4 ve 5. sayılar ise "çapxaneya Cerîdeyî Kürdîstan"da, yani Kürdîstan gazetesi Basımevi'nde çıkarıldı. Ancak, Abdurrahman Bedirxan'ın gazetenin başına geçmesiyle birlikte gazetenin merkezi Cenevre'ye taşındı. 6. sayıdan 19. sayıya kadar Cenevre'de yayını sürdüren gazete yeniden Mısır'a taşınır. 20-23'üncü sayılarda gazetenin merkezi tekrar Mısır olmuştur. 23. sayıya kadar 15 günde bir yayınlanır. 24.sayıdan itibaren ise gazetenin merkezi bu defa Londra'ya taşınmıştır ve artık ayda bir yayınlanmaktadır.Ve 25.sayı ile Folkston'da basılma serüveni başlar. Ancak birkaç sayı sonra yani 29. sayı burada çıkarıldıktan sonra gazetenin merkezi yeniden Cenevre'ye taşınır. 22 Nisan 1898 tarihinde yayın hayatına başlayan Kurdîstan gazetesinin 31. sayısı 14 Nisan 1902 tarihlidir. Gazete 1898'den 1902 yılına kadar 3 ülke ve 5 kez şehir değiştirmiştir. Fırat Dılgeş'in araştırmasına göre gazetenin 31. sayısından ancak 28'i mevcuttur. 10, 12 ve 19. sayılar kayıptır. Mevcut 28 sayıdan 26'sı 1972'de önce Kemal Fûad tarafından, arkasından da M. Emin Bozarslan tarafından 1991 yılında 2 cilt halinde yayınlandı. Her iki basımda da eksik olan 17. ve 18. sayıları kapsayan ve Abdurrahman Bedirxan'ın hayatını da kapsayan bir baskı Malmîsanij tarafından 1992'de yapıldı. Gazetenin ilk üç sayısı tamamiyle Kürtçe'yken, 4, 5, 6 ve 7. sayılarda Türkçe yazılar da yayınlanmıştır. Ancak, 8, 9, 11, 15 ve 16. sayılar yeniden tamamen Kürtçe olarak yayınlanır. Bu sayılar dışındaki diğer tüm sayılar ise Kürtçe ve Türkçe olarak yayınlanmıştır. OSMANLI VE ERMENİ GAZETELERİNDE : KURDISTAN. ![]() Ermeni ve Türk gazetelerinde Kurdistan hakkında çok sayıda yazı yayınlar. Kurdistan hakkında yazı yayımlayan "Osmanlı gazetesi", ğttihat ve Terakki bünyesinde çıkarılıyordu. Sorumluları olan Dr. Abdullah Cevdet ile Dr. İshak Sukûtî Kürttüler. Abdurrahman Bedirxan'ın Cenevre'deyken bu kişilerle yakın ilişkileri vardı. Cevdet ve Sukûtî Kürdîstan gazetesinde de yazıyorlardı. Aynı zamanda Abdurrahman Bedirxan da onların gazetelerine yardım ediyordu. Osmanlı gazetesinin 22. sayısında "Kardeşimiz Abdurrahman Bedirxan Bey Bedirhanpaşazade Mısır'da çıkarmaya başladığı Kurdîstan gazetesinin 6 ve 7. sayılarını Cenevre'de bizim matbaamızda basmıştır. " derken, Osmanlı Gazetesinin 49. sayısında "Abdurrahman Bedirxan Bey yaklaşık iki yıldır Cenevre'de Kurdîstan adlı gazeteyi çıkarıyordu. Ancak vücudu Cenevre'nin soğuğuna dayanamadı ve Cenevre'yi terk ederek Kahire'ye yola çıktı" denmektedir. Bu gazetenin 65. sayısında yayınlanan bir ilan 1900 tarihlidir. İlanda "Kardeşimiz Bedirxan Bey Paşazade geçtiğimiz hafta gittiği Londra'da matbaadan kaynaklı bir sorun nedeniyle işini tamamlayamadı ve Kurdîstan'ın yayınlanması birkaç hafta gecikti. " Haberi yer almaktadır. El Hilafet gazetesinde de Kurdîstan ile ilgili bir haber çıkar. NûrdarÍ (yeni yüzyıl) adlı Ermeni gazetesinin 226. sayısında, yine Ermeni gazetesi olan DrûşakÍ adlı gazetesinin 4. sayısında ve Pro Armenîa adlı Ermeni dergisinde Kurdîstan gazetesinden ve Abdurrahman Bedirxan'dan bahsedilmektedir… GAZETE, BASKILARDAN VE ENGELLEMELERDEN NASİBİNİ ALDI. Kurdîstan gazetesi çıktığı andan itibaren ilgiyle karşılandı. Gazetenin çıktığından haberi olanlar, özel olarak gazeteyi temin edenler, mektuplarla desteklerini ve memnuniyetlerini dile getirmişler, gazeteye sahip çıkmışlardı. Kurdîstan gazetesi Kürtler arasında coşkuyla karşılanmış ve umut kaynağı olmuştu. Ama Abdülhamit rejimi gazetenin basılması ve dağıtılması önünde engeller koymuş hızla emirnameler çıkarmıştı. üzerinde gazete bulunanlara işkence yapılmış ve hapse atılmışlardı. Baskı ve engellemelere rağmen Kurdîstan, Kürtlere ulaşmış, dağıtılmış ve okunmuş ancak Kürt aşiretlerinden kimseye Abdülhamit rejimi gazetenin Osmanlı sınırlarından içeri girmemesi ve okunmaması için elinden gelen her türlü çabayı göstermiş, gazetenin yayınını durdurulması için İstanbul'da yaşayan Bedirxan ailesi üyeleri baskı altına alınmış tehdit edilmiştir. Hapse atılıp işkencelerden geçirilmiş. Ancak Abdurrahman Bedirxan bu baskılara boyun eğmeyerek gazeteyi çıkarmayı sürdürmüştür. 1800'lerin sonlarında Hamidiye Alayları'nı kuran Abdülhamit baskıları arttırdı. Kürt Ermeni kışkırtması yaratarak Ermeni sorununu "bitirirken" yanında Kürt sorununu da gündemden düşürmeyi hedefleyen Abdülhamit'in bu koşullarda Kürtlerin uyanışına hizmet eden, onları kurtuluş yolunda birliğe çağıran bir gazeteye tahammül etmesi beklenemezdi. O yıllardan bugüne değin baskılar dozu değişmek üzere bitmek bilmedi. Kürt gazeteciliği üzerindeki baskılar günümüzde de devam etmektedir. Dahası, Kürt gazeteciliği bugünlere gelmek için onlarca basın emekçisini şehit vermek zorunda kaldı. İKİ DİLDE YAYIN YAPMA GELENEĞİ KURDISTAN İLE BAŞLADI. Baskılar, yasaklar ve engellemeler Kürt gazeteciliğine 106 yıldır yol arkadaşlığı yapıyor. Kurdîstan gazetesiyle birlikte bir diğer yol arkadaşı da Kürt gazeteciliğinde iki dilde yayın geleneğinin başlaması ve sürdürülmesidir. Kürt dilinin yasaklı oluşu aynı zamanda yaşanılan coğrafyadaki resmi dilin zorunlu öğretilmesi hemen tüm Kürt gazete ve dergilerinde iki dilden yayını beraberinde getirdi. Yakın zamanda bunun aşılmasında mesafe katedilmiş olmakla birlikte bu sorun tam olarak aşılmış değil. Ancak bunun giderek aşılması gerekiyor. Kurdîstan gazetesinin 18. sayısında Abdurrahman Bedirxan "çoğu insan bize yazılarında Kürtçe okuyamadıklarını bu nedenle gazetenin bir kısmının türkçe çıkmasını istiyorlar benden.İnşallah bundan sonra yeğenim Fevzi Bey'in gayreti ve çabasıyla gazetemde Türkçe de yayımlayacağım. " diye yazmaktadır. Bu "ihtiyaca" yanıt vermek üzere aynı sayıda bir askerin Osmanlı ordusundan Cenevre'ye kaçışını anlatan Osmanlıcayla kaleme alınmış bir yazı da yayınlanır. Fırat Dılgeş kitabında bu yazının imzasız olduğunu, ancak büyük ihtimalle Fevzi Bey tarafından kaleme alındığını belirtmektedir. Çünkü Bedirxan'ın da kendi sözlerinden anlaşıldığı gibi Fevzi Bey Cenevre'ye gelerek Kurdîstan gazetesinde Osmalıca yazılar yayınlar. Hem de iyi bir Osmanlıca'yla. KURDİSTAN GAZETESİ BİR TÜR OKUL İŞLEVİ GÖRMÜŞTÜR.(*). Mîqdad Mîthed Bedirxan'ın Kurdîstan gazetesini çıkarmaktaki amacı halkını bilinçlendirmek, aydınlatmaktır. Kürtlerin hem kendisini halk olarak anlaması, hem de dünyanın durumu ve gidişatından haberdar olmasını arzuluyordu. Bu düşüncelerini ve duygularını; "Kürtlerin durumuna hayıflanıyorum. Kürt halkı kendini bilen zeka sahibi, yiğit, güçlü ve din yolundadır ama diğer kavimler gibi okumamıştır, zengin değildir, komşusu Rusya nasıldır, ne yapmak istiyor, bilmiyor. Bu nedenle Allah yolunda bu gazeteyi çıkarmaya başladım. Allah'ın izniyle her 15 günde bir gazeteyi çıkaracağım. Adını Kurdîstan koydum (…) gazetede ilmin ve sanatın iyiliğinden, doğruluğundan bahsedeceğim, nerede insanlar öğreniyorsa, nerede okul ve medreseler varsa Kürtlere göstereceğim, nerede savaş çıkıyor, büyük devletler ne yapıyor, nasıl savaşıyorlar, ticaret nasıl yapılıyor." diyerek dile getiriyordu. Meqdad Midhet'ten sonra Abdurrahman Bedirxan da Kürtçe yazmanın ve okumanın önemi üzerinde durur ve 6. sayıda şöyle der: "Dünyada çok az kişi Kürtçe yazabiliyor. (. ) Komşuları Ruslar ğranlılar ve Türkler hepsi kendi dilleriyle kitaplar yazmışlar, iyi bir silah vardır ellerinde; Kürt tüfeğiyle bir atış yapabiliyorsa onlar 20 atış yapıyorlar. O milletler çocuklarına çok iyi bir şey bırakmışlardır. Allah ilmini ve ömrünü arttırsın kardeşim Miqdad Midhet bu doğru yolu bize göstermeye çalıştı. " Felat Dılgeş Kurdîstan gazetesi yayınlanmadan 100 yıl önce de Kürtçe yazıldığını, ancak bunun şiirden ibaret olduğunu tespit ederek, "Denilebilir ki, Kurdîstan'a yol gösterecek onun önceli olan bir yazı geleneği yoktu. Bu nedenle Kurdîstan gazetesini Kürtçe yazı dilinin gelişiminin önünü açan bir olay olarak niteleyebiliriz. Mîqdad Mîthet Bedirhan ise ilk Kürt gazetecisi ve ilk Kürtçe nesir yazandır diyebiliriz, " diye yazmaktadır. Mısır'da, Cenevre'de ve ğngiltere'de yayınlanan Kürdîstan gazetesi o dönem Kürt halkının kültür kaynaklarını, eserlerini yayınlamayı, ortaya çıkarmayı da kendine görev edinir. Exmedî Xanî'nin Mem û Zîn'i 4, 14, 27, ve 31. sayılar dışındaki tüm sayılarda parça parça yayımlanır. Miqdat Midhet Bedirxan, "Her sayıda kitabın bir kısmını yayınlayacağım. Tabii bitene kadar, " diyor ikinci sayıda ve devam ediyor: "Bu kitap 200 yıl önce yazılmış. Bazı yerleri okunmuyor. Okunmayan yerleri inşallah ben kendim tamamlayacağım. Eğer birinizin elinde bu kitaptan varsa sizden bana göndermenizi istiyorum, elimdeki nüshayı düzeltip tekrar size göndereceğim. " ricasında bulunuyor. Bu durumda kitabın yayınlanmasına başlanıyor. Ancak Mîqdat Mîdhet Mem û Zîn'in bir emsalini elde etmeyi başaramaz. Kitabın ancak 1919'da ilk kez Arapça harflerle yayınlandığı düşünülürse Miqdat Bedirxan'ın çabasının önemi daha da anlaşılır oluyor. (*) |
| | |
| | #5 |
| "kewok" ![]() | GÜNDEM GELENEĞİNİ SÜRDÜREN GAZETELERİN YILLARCA SÜRMÜŞ MAKÜS TALİHİ ÖYKÜSÜ 17 Ocak 2007 günü yayımlamaya başladığımız Gündem gazetesi, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ilginç bir uygulamayla, sanki tek karar yetmiyormuş gibi aynı gazete için aynı gün içinde verilen 2 ayrı kararla 6 Mart 2007 tarihinden itibaren yayını durdurudu. Karara sebep olarak, gazetenin Abdullah Öcalan'ın İmralı Tek Kişilik Kapalı Cezaevi'nde zehirlendiğine ilişkin haberleri gösterildi. Mahkeme, gazetenin 5 Mart 2007 tarihli sayısını gerekçe göstererek, 5287 sayılı Basın Kanunu'nun 25'inci maddesi gereğince yayın durdurma kararı verdi. Böylece aynı mahkeme aynı gün içinde aynı kanunu gerekçe göstererek 2 ayrı yayın durdurma kararı vermiş oldu. ![]() " Mahkemenin, gazetemizi yayınını durdurma gerekçelerinden biri, "toplumdaki demokratik hayatın sürdürülebilirliği için müdahalenin gerekli olduğu" şeklinde ifade edilmiştir. Demokratik hayatın olmazsa olmaz koşulu olan halkın bilgi ve haber edinme özgürlüğünü sağlayan temel bir araç olan gazeteleri kapatarak,"demokratik hayatın sürdürülebilirliği"nin nasıl sağlanacağı şüphesiz ciddi bir merak konusudur." ( Y. Genç ) Öte yandan 9 Mart 2007 tarihinde itibaren yayımlanan Yaşamda Gündem gazetesi de, bir başka hukuk skandalı ile fiilen yasaklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, hiçbir yasal ve hukuki gerekçesi olmayan bir uygulamayla kendisini mahkeme yerine koyarak, Yaşamda Gündem'in yayımlanmamış nüshaları için bile toplatma kararı vermiştir. Yaşamda Gündem gazetesinin ardından çıkan Güncel gazetesine dönük fiili uygulamalar hızından bir şey yitirmeden devam etti. " Son iki yıl içinde benzer kararlarla çok sık karşılaştık. Terörle Mücadele Kanunu geçen yaz başında yeniden değiştirildi. Her yayını kolayca kapatabilecek hale getiren yeni düzenleme sonrasında ilk icraat, Ülkede Özgür Gündem gazetesi hakkında benzer gerekçelerle 4 Ağustos 2006 ve 16 Kasım 2006'da 15'şer gün yayın durdurma kararı vermek olmuştu. Özgür Halk ve Genç Bakış'a yönelik gözaltı ve tutuklamalardan sonra Atılım gazetesine yönelik operasyona da şahit olduk. Onlarca gazeteci hala hapiste. AB'nin eleştirdiği liste yeniden kabardı. Bu kararların Genelkurmay yetkililerinin açıktan hedef gösteren demeçlerinden hemen sonra verilmesi de hatırlanmalıdır. Türkiye'de Genelkurmay tarafından hazırlanan andıç tartışmaları kapsamında yeniden gündeme gelen basın özgürlüğü kavramına,Gündem, Yaşamda Gündem, Azadiya Welat, Güncel ve Ülkede Özgür Gündem gazeteleri üzerinden mahkemelerin ve savcıların sunduğu "katkılar" bu şekilde olmuştur." ( Yüksel Genç ) Gündemin, yayınını durdurarak Türkiyenin en önemli sorunu olan Kürt sorununun sağlıklı tartışılma koşullarını engellemeye çalışanlar, tek çözüm yolu olarak şiddeti gösterenler, bu tutumlarıyla başta Kürtler olmak üzere ötekileştirilmiş tüm halkların sesini kısmak istemişlerdir. Son dönemde DTP'ye dönük saldırılarla, Kürtlerin iradesini kırmak isteyenlerle, Kürt gazetelerini engelleyerek Kürtlerin seslerini kısmak isteyenler, aynı siyasi bakış açısının temsilcileridir. Bu çabalar Türkiye'nin barış ve demokratikleşme arayışını dinamitlemeye dönüktür. BİR REKOR : 17 YILDA 17 GAZETE. Gündem gazetesi geleneği, 17 yılda 17 gazete çıkardı. 17 yılda çıkan toplam 17 gazeteninin tamamı yayın durdurma, toplatma, el konulma, sansür, kapatma gibi çeşitli baskılarla karşılaştı, çok sayıda çalışanını kaybetti. Bu uygulamalar 1990'lı yıllarda çok sık görülürken,2007'nin Mart ayına bakıldığında aslında hiçbir şeyin değişmediğini bir kez daha görüyoruz: 1-31 Mart 2007 tarihleri arasında Gündem, Yaşamda Gündem, Güncel ve Azadiya Welat gazetelerinin yayınları durduruldu, çok sayıda dava açıldı, dağıtımları engellendi. Bu geleneğin duayenlerinden olan ve bu zorlu mücadelenin bedelini yaşamıyla ödeyen Apê Musa'nın deyişiyle; Gündem geleneği Türkiye'nin hem tanıklığını hem de sanıklığını yapmayı sürdü Türkiye'de 1990'lı dönemde gelişen çatışmalı yıllarla birlikte yayın hayatına Halk Gerçeği ve Yeni Ülke isimli haftalık haber dergileriyle başlayan Gündem geleneğinin yayın politikası, kimsenin yansıtmaya cesaret edemediği devletin baskı uygulamalarını, faili meçhul cinayetleri, köy yakmaları gibi pek çok insan hakları ihlallerini deşifre etmek ve Kürt sorununun demokratik çözümünü savunmak üzerinde şekillendirdi. Geleneğin önemli bir halkası olan Yeni Ülke gazetesinin Batman muhabiri Cengiz Altun'un 24 Şubat 1992'de öldürülmesi baskıların bir bakıma miladı oldu. Bu geleneğin sürdürücüleri gazetelerin 1990-95 yılları arasında toplam 26 muhabiri, yazarı ve dağıtımcısı öldürüldü. GAZETE BİNASI BOMBALANIYOR . Gündem geleneğine yönelik baskı politikası 1992-95 yılları arasında şiddetli bir hal almaya başladı, gazete ve dergiler toplatıldı, bürolar basıldı, çalışanlar gözaltına alınarak işkenceden geçirildi, tutuklandı. Sadece bu süre içinde, kesin olmayan rakamlara göre, DGM tarafından 443 yayın organı hakkında toplatma, 67 yayın organı hakkında ise kapatma cezası verildi. Kapatılan gazeteler arasında Gündem geleneğini sürdüren Özgür Gündem, Özgür Ülke, Yeni Politika, Demokrasi ve Ülkede Gündem de bulunuyordu. Aynı zamanda baskı politikasının en şiddetli uygulamasıyla karşılan Özgür Ülke gazetesinin İstanbul'daki merkezi ile iki bürosu 4 Aralık 1994'te Tansu Çiller döneminde bombalandı. VE GÜNLÜK SANSÜRE GEÇİLDİ. . Sansür uygulaması 7 Temmuz 1997'de yayına başlayan Ülkede Gündem için de sürdü. Gazetenin yayın yaptığı süre içinde 57 muhabiri ile 40 dağıtımcısı gözaltına alınarak, işkenceler gördü ve tehdit edildi. Gazeteye 278 dava açıldı, 302 gün kapatma kararı verildi. Gazetenin yayın hayatı boyunca 125 haberi, 63 köşe yazısı, 9 fotoğrafı ve 14 ilanı sansürlendi. Gazete 23 Ekim 1998'de DGM tarafından kapatıldı. OLAĞANÜSTÜ BÖLGEDE OLAĞANÜSTÜ UYGULAMALAR. 18 Nisan 1999'da yayına başlayan Özgür Bakış'a önceki gazetelere uygulandığı gibi, DGM tarafından OHAL Bölgesi'ne giriş yasağı getirildi. Özgür Bakış gazetesinin çıkan 93 sayısından 22'sine toplatma kararı verildi. Ayrıca çok sayıda dava açıldı. Bu arada "örgüte yardım ve yataklık" fiilini düzenleyen 169. maddeden gazetenin Yazıişleri Müdürü Hasan Deniz hakkında 4 Haziran 1999'da tutuklama kararı verildi. Yılmadan yoluna devam eden özgür basın geleneği, 2000'de, 2000'de Yeni Gündem gazetesiyle sürdü. Ancak bu gazete de baskı, toplatma ve OHAL yasakları nedeniyle 2001 yılında kapandı. Sonraki yıllarda çıkan gazeteler ise şöyle: Yedinci Gündem: 23 Haziran 2001-30 Ağustos 2002 tarihleri arasında haftalık gazete olarak yayımlandı. 60 sayısı yayımlanabilen gazetenin OHAL'e girişi yasaklandı. Hakkında 15 günlük kapatma cezası verilen gazetenin sahibi ve sorumlu yazıişleri müdürüne toplam 6 milyar TL'nin üzerinde para cezası verildi. Gazete aleyhine 30'un üzerinde dava açıldı. Yeniden Özgür Gündem: 2 Eylül 2002'de başlayan serüveni 28 Şubat 2004'te sona erdi. Gazete, 545 günlük yayın döneminde dört gün süreyle kapatıldı; yazıişleri müdürüne 25 ay hapis, imtiyaz sahibine ise 478 milyar TL para cezası verildi. Gazeteye toplam 315 dava açıldı. REKORLARA GEÇECEK KADAR DAVA:. Ülkede Özgür Gündem 1 Mart 2004 -16 Kasım 2006 tarihleri arasında yayımlandı. Gazetenin sahibi ile sorumlu yazı işleri müdürleri, bazı yazar ve muhabirler hakkında çeşitli gerekçelerle 600'ün üzerinde dava açıldı. Gazetenin 17 sayısı hakkında toplatma kararı verildi. Mahkumiyetle sonuçlanan 102 davada toplam 344 bin 694 YTL para ve sorumlu yazıişleri müdürü Hasan Bayar'a 15 yıl 11 ay 10 gün hapis cezası verildi. Gazete hakkında 4 Ağustos ve 16 Kasım tarihlerinde iki defa 15'şer günlük yayın durdurma kararı verildi. İkinci yayın durdurma kararı Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın "yayınına müsaade edilmemeli" beyanatından 6 gün sonra verilmesi dikkat çekti. Son olarak 23 Mart 2007'de Ülkede Özgür Gündem ve Toplumsal Demokrasi gazeteleri hakkında 4 ayrı davadan 120 bin YTL para cezası ve Ülkede Özgür Gündem gazetenin sorumlu Yazıişleri Müdürü Özlem Aktan'a ise 1 yıl hapis cezası verildi. Toplumsal Demokrasi: Yayın durdurma cezası alan Ülkede Özgür Gündem Gazetesi'nin ardından 8 Ağustos 2006'da yayın hayatına başladı. Yayın hayatına kısa bir süre sonra ara veren gazete 16 Kasım'dan sonra tekrar yayınına başladı ve yayını yaklaşık 2 ay sürdü.Kısa sürede Toplumsal Demokrasi gazetesine de çok sayıda dava açıldı. Gazete yayınına 5 Ocak 2007'de son verdi. Gündem, 17 Ocak 2007'den başlayarak 50 gün yayımlanabilen gazete hakkında 6 Mart 2007'de yayını bir ay süreyle durduruldu. Öcalan'ın zehirlendiğine ilişkin haberler gerekçe gösterilirken, yayın durdurma kararı veren mahkemenin aynı gün içinde birer aylık iki ayrı karar vermesi hukuk skandalı olarak değerlendirildi. Ayrıca gazete hakkında çok sayıda dava ve soruşturma açıldı. ![]() Yaşamda Gündem, 9 Mart 2007'de yayın hayatına başladı. 3 sayısı yayımlanabilen gazete, hakkında yayın durdurma kararı bulunan Gündem gazetesinin devamı olduğu gerekçesiyle toplatıldı. Toplatma kararıyla örneği bulunmayan bir sansür uygulamasına imza atıldı. Buna göre, gazetenin ileride yayınlanabilecek sayılarına da el konulması kararlaştırıldı. GünceL, 19 Mart 2007'de yayın hayatına başladı. Ancak 12 sayısı yayınlanabilen gazete hakkında da 15 gün süreyle yayın durdurma kararı verildi. Yayın durdurma kararında bir ilke daha imza atıldı ve o güne dek hiçbir dava ve soruşturmaya konu olmayan "Kürt Halk Önderi" ifadesi suç sayıldı. GÜNDEM YAYINLAYINCA SANSÜRE MARUZ KALDI. . * Sabah Gazetesi köşe yazarı Umur Talu, bir panelde, yazdığı yazılar Gündem'de yazsaydı kapatma gerekçesi olacağını, ama Sabah'ta yazdığı için bir sorun olmadığını söylüyordu. * 19 Temmuz 2005'te Genelkurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ, Türk medyasına yön veren gazetecilere verdiği 3 saatlik brifingde, Ülkede Özgür Gündem gazetesini hedef tahtasına oturttu. Başbuğ, "Dağıtımının engellenmesi için gerekli önlemler alınmalı" demişti. * Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın 10 Kasım'da, Ülkede Özgür Gündem gazetesini ima ederek, "PKK'nın günlük gazeteleri yayımlanıyor. Bunlara müsaade edilmemesi gerek" demişti, bundan 6 gün sonra gazeteye 15 günlük yayın durdurma cezası verildi. * Adalet Bakanı Cemil Çiçek, 11 Haziran 2006'da Gazeteciler Cemiyeti Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada Ülkede Özgür Gündem gazetesini açık hedef gösterdi. Gazeteden "paçavra" diye söz eden Çiçek, "Bu gazetenin durdurulması lazım" diye konuşmuştu. * Ülkede Özgür Gündem gazetesi, DYP Lideri Mehmet Ağar'ın 13 Kasım 2006'da tarihinde Habertürk televizyonuna yaptığı konuşmayı manşete taşıdı. Televizyon kanalı hakkında hiçbir işlem yapılmazken, Ağar'ın söz konusu demeci gazetenin 16 Kasım'da 15 gün süreyle yayınının durdurulmasına gerekçe gösterildi. * Ülkede Özgür Gündem gazetesi, 30 Ekim 2006'da "İsviçreli gerillanın hayatı belgesel oluyor" başlığıyla haber yayınladı. Aynı haber, aynı fotoğraflarla Hürriyet Gazetesi'nde 2 Kasım 2006'da "PKK kamplarında bir İsviçreli" başlığıyla yayınlandı. Hürriyet gazetesine dava açılmazken, Ülkede Özgür Gündem gazetesi bu haber dolayısıyla 15 gün süreyle yayını durduruldu. * Haftalık olarak yayımlanan Nokta dergisi Gündem geleneğinden gelen gazetelerin kapatılmasıyla ilgili haber yaptı. Güncel gazetesi 22 Mart 2007'de haberi kullanınca soruşturma gerekçesi yapıldı. * ANKA haber ajansı 1995'te Öcalan'ın Med TV'de yayınlanan röportajını haberleştirdi. Yeni Politika gazetesi ANKA'nın haberini yayınlayınca, sansüre maruz kaldı. Gazete 23 Nisan 1995 tarihli sayısında "Gazetemize özel sansür" başlığıyla çifte standardı duyurdu. * Cumhuriyet gazetesinin 15 Nisan 1995 tarihli sayısında "Kürdistan Parlamentosu kınadı" başlıklı bir haber yayınladı. Cumhuriyet gazetesine hiçbir şey yapılmadı, ancak bir gün sonra aynı haberi olduğu gibi yayınlayan Yeni Politika gazetesine el konuldu. Gazete bu durumu "Rezalet" manşetiyle duyurdu. * Yeni Politika gazetesi, 18 Nisan 1995'te "Papa diyalog dedi" başlığıyla bir haber yayınlayınca toplatma kararı verildi. Ancak haberi bir gün öncesinden "Papa'dan Kürtlere dua" başlığıyla yayınlan Hürriyet ve "Papadan Kürtlere çağrı" başlığıyla yayınlayan Milliyet gazeteleri hakkında hiçbir işlem yapılmadı. * Yeni Politika, 20 Nisan 1995'te BBC'den aldığı ve "Kaddafi'den Kürtlere tam destek" başlığıyla yayınladığı haber nedeniyle toplatıldı. Aynı haber birçok gazete tarafından da kullanılmıştı. Gazeteci Ahmet Altan'ın Milliyet gazetesinde yayımlanan "Atakürt" başlıklı yazısı Yeni Politika gazetesinde yayınlanınca gazete toplatıldı. Gündem'in yayını ikinci kez durduruldu (16 kasım 2006 ) Ülkede Özgür Gündem gazetesinin yayını, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın "yayınına müsaade edilmemeli" beyanatından 6 gün sonra, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 15 gün süreyle durduruldu. Gazete hakkında 3 ay 12 gün önce de, 15 günlük kapatma cezası verilmişti. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 10 Kasım'da Gazi Ordu Evi'nde düzenlediği Basın Kokteyli'nde verdiği demeçte, Ülkede Özgür Gündem gazetesini hedef göstererek "PKK'nın dergileri ve günlük gazeteleri yayımlanıyor. Bunlara müsaade edilmemesi gerek" şeklinde konuştu. Büyükanıt'ın hedef göstermesinden 6 gün sonra, jet bir karar alan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, gazetenin yayınını 15 gün süreyle durdurdu. Ağar'ın sözleri de tehlikeli bulundu. Savcılığın talebini değerlendiren 10. Ağır Ceza Mahkemesi, bugün verdiği kararda sözkonusu nüshalarda,5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 3713 sayılı yasanının 6-son maddesine göre suç işlemeye alenen teşvik, suçları övme ve terör örgütü propagandası yapıldığını öne sürerek, gazete yayınının 15 gün süreyle durdurulmasına hükmetti. Mahkemenin yayın durdurmaya örnek gösterdiği nüshalar arasında DYP lideri Mehmet Ağar'ın Haber Türk kanalına yaptığı açıklamaların da yer alması dikkat çekti. " Yaşamda Gündem ile ilgili, henüz yayımlanmamış nüshaları için el koyma kararı çıkaran İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Ay, ilginç bir sansür kararına imza atmış oldu. Savcılığın uygulamasını hukuk dışı olarak nitelendiren ÇGD, "Karar Türkiye'nin ayıbıdır" dedi Gazetenin, 9 Mart 2007 tarihli sayısı için İstanbul Emniyeti Güvenlik Şube Müdürlüğü'ne toplatma talimatı veren İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, gazetenin yayımlanmamış nüshaları için de el koyma kararı vererek, bir hukuk ihlaline imza attı. Gazetenin avukatı Özcan Kılıç, savcılığın keyfi yorum ve düşüncelerine dayanan uygulamayı "açık bir sansür" olarak nitelendirdi ve karara itiraz etti. Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay da kararı ulusal ve uluslararası düzenlemelere aykırı olduğunu vurgulayarak, "Bu Türkiye'nin ayıbıdır" dedi. ( Y. Genç )" Yakın tarihimizin ibret verici bu uygulamaları karşısında bile, Kürtler gazete yayıncılığına ara vermeden sürdürmeye kararlı görünüyor.Halen düzenli olarak yayın sürdüren Dema Nu ve Azadiya Welat, tüm olanaksızlık ve engellemelere karşın yaşamlarını sürdürme konusunda takdire değer bir çaba içindedirler. |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bütün yönleri ile müzik ( rojamedya araştırma grubu çalışmasıdır) | MEM | Rojamedya araştırma grubu ( koma lêkolînerên rojamedya ) | 17 | 19-04-2010 01:30 AM |
| Kürt tarihi | ezo | Kürt Tarihi | 0 | 24-10-2009 12:18 AM |
| Grup Tohum - Ogul (2008) rojamedya.com upload | nazê21 | Kırık Linkler | 5 | 05-12-2008 02:21 PM |
| Bu ateş Sizide yakar!Kürt Basın Tarihi | DîCLê | Genel Kültür | 0 | 05-11-2008 05:21 PM |
| Brüksel Kürt tutsaklar için basın toplantısı yapılıyor | ZÎN | Güncel | 0 | 08-10-2008 11:43 AM |

| Forum | Referler |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.0 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd. Rojamedya.org Her Hakkı Saklıdır dengem |
|